29 Aralık 2007 Cumartesi

Geçmiş zaman olur ki...

Yağlı güreşin en büyük organizasyonu olan Tarihi Kırkpınar, Türk toplumunun hayatının bir parçası. Güreşler, kartpostallara ve piyango biletlerine bile konu olmuştur. Dilerseniz küçük bir nostalji yapalım.

70'li yıllarda Hayat Spor, Türk sporunun nabzını tutan çok önemli bir dergiydi. Her yıl Kırkpınar'a özel yer verirdi. İşte 1970 senesi... Bir bayan muhabiri güreşleri izlemek için göndermişler, 'Kadın Gözüyle Kırkpınar' köşesi yapmışlar... Başlık son derece manidar, o sene finalde Karamürselli Aydın Demir ve İzmirli Kara Ali Çelik yenişememiş, başpehlivan belli olmamıştı. En sağ altta boş kürsü görünüyor...


Milli Piyango İdaresi'nin Kırkpınar Güreşleri anısına bastırdığı biletlerden biri....
Bir milli piyango bileti daha...

Hayat spordan bir kara daha. Bu da bir poster. Pehlivanlar tam eski tarz, kafalar tamamen traşlanmış. Eskiden pehlivan adam, daha güçlü olmak ve saçları gücünü almasın diye kazıtırmış. Ancak zaman değişti, pehlivanlar görünümlerine de önem veriyor, artık traşlı pehlivan pek kalmadı.


Hürriyet Gazetesi'nin sayfası.. O yıl Samsunlu İbrahim Karabacak başpehlivan olmuş...



Edirne ve Kırkpınar konulu kartpostal... Sağ alttaki iki başpehlivan, Ali Çelik ve Aydın Demir.


Kırkpınar üzerine bir kitap...



Yine Kırkpınar üzerine bir başka kitap. Kapak resmi son derece güzel.


Yukarıda resmi olan eserleri www.gittigidiyor.com da bulmanız mümkün.



16 Aralık 2007 Pazar

Ah şu pehlivanların çilesi!


Yağlı güreşi merak eden arkadaşlar soruyor hep, "O Yağlar nasıl çıkıyor?" diye... Aslında yağların çıkması sorun değil de önemli olan o yağların ne koşullarda çıkarılması.
Eskiden, küçük bir yağlı güreşseverken pehlivanların maçların ardından normal duşlara gidip sıcak suyla yıkandığını sanırdım. Ancak sonra turnuvalara gitmeye başlayınca gördüm ki olay hiç de öyle değil.
Ata sporumuzu yaşatmaya çalışan pehlivanlar için giyinmek de bir dert, yıkanmak da. Çoğu turnuvada 1-2 branda geriyorlar bir yere, al sana soyunma yeri... Bir de tanker veya itfaiye aracı geliyor, al sana yıkanma yeri!
Amatör sporda elbette biraz cefa çekilecektir ancak bu cefa değil resmen ceza! Pehlivanların bu durumunu gören küçük çocuklar, ileride yağlı güreş yapmayı ister mi? Bu görüntüler ata sporumuz için de kötü reklam değil mi? Pehlivanlar zaten güreşirken büyük çaba sarfediyor, niye bir de onları böyle sorunlarla karşı karşıya bırakıyoruz?

20 Kasım 2007 Salı

Yağlı Güreş, Kadınlar ve Hanımağalık

Zübeyde Kavraz


642. Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin ağalığını, aslen Giresunlu bir işkadını olan Zübeyde Kavraz aldığında tüm Türkiye şaşırmıştı. Ata sporuna 'kadın eli' değecekti, olay her tarafta haber oldu.

Aslında yağlı güreş dünyasının içinde olan insanlar için hanımağa olgusu çok yeni bir şey değil. Kadınlar da yıllarca bir şekilde ata sporumuzun içinde olmuş, yağlı güreşi takip etmiştir.
Orta Asya'da kadınların da erkekler gibi güreştiği tarihi bir gerçek. Hatta Dede Korkut'un 'Banu Çiçek'le Bamsı Beyrek' adlı hikayesinde Banu Çiçek, kendisiyle evlenmek isteyen Bamsı'yla kimliğini belli etmeden at ve ok yarıştırır, üstüne güreşir. Bamsı, güreşte onu yendikten sonra Banu gerçek kimliğini açıklar ve Bamsı Beyrek'e varır.

Ancak bizim konumuz yağlı güreş tabi. Gerek teknik, gerekse dini konulardan kadınların yağlı güreş yapması imkansız. Yani, dünyada kadınların el atamayacağı tek spor dalı büyük olasılıkla geleneksel Türk yağlı güreşi (Burada 'geleneksek Türk' ifadesini ekstradan kullanma nedenim, yağlanarak güreşmenin farklı bir şey olması ve bayanlar arası bu tarz şov amaçlı güreşlerin özellikle ABD'de gece kulüplerinde yapılması). Ancak nihayetinde yağlı güreş aynı zamanda bir şov sporu, takip eden erkeklerin çoğu da yapmıyor, bu nedenle kadın pehlivan yok diye kadınların ata sporumuza ilgi göstermemesi gibi bir konu söz konusu değil.

Kırkpınar'la ilgili bir Japon'un hazırladığı kapsamlı sitede, kadınların Sarayiçi'nde yağlı güreş izlemesine izin verimediği yönünde yanlış bir bilgi vardı. Aslında orada bolca fotoğraf çeken bu arkadaşın nasıl böyle bir bilgi yanlışı yaptığını anlayamadım. Japonya'da, adet görüyorlar diye kadınların sumo güreşi yapılan alana çıkmaları yasak, herhalde bizde de böyle sandı. Neyse ki kendisine kapsamlı bir e-mail atarak, kadınların ata sporumuzu izlemeye geldiğini, tüm yağlı güreş turnuvalarından tribünlerde azımsanamayacak ölçüde bayan seyirci olduğu bilgisini verdik, yanlış düzeltildi.

Osmanlı döneminde özellikle saraylarda valide sultanların, aynı padişahlar gibi pehlivanları korudukları bilinmektedir. Orhan Gazi'nin eşi Nilüfer Hatun, Bursa'da toprak bağışı yaparak pehlivan tekkesinin kurulmasına ön ayak olmuştur. Ayrıca padişahların saraya alındığı dönemlerde, kıspeti olmayan pehlivanların, valide sultanların emriyle diktirildiği de bilinen bir gerçek (Bu yazı akademik bir çalışma olmadığı için maalesef unuttuğum isimleri veremiyorum.) Ayrıca, kadınların saray bahçesinde güreş izlerken resmedildiği son dönem ünlü bir Osmanlı portresi de mevcuttur.

Bir ilginç hikaye de Koca Yusuf'tan. Koca Yusuf gençlik döneminde güreş için gittiği bir yörük köyünde, bir genç kızın evlilik teklifini, pehlivanlık kariyerini etkileyeceği için kabul etmemiştir. Neyse bu olay unutulu gider, Ballan Savaşları sırasında Koca Yusuf 'Memleket elden gidiyor, ben güreşip ne yapacağım' diyerek pehlivanlığı buırakıyor. Neyse bir gün gezerken genç bir kızı azgın bir boğanın gazabından kurtarıyor. Sonra bu kurtardığı kıza aşık oluyor. Tabi tahmin edeceğiniz üzere bu kız, o eskiden reddettiği kız. Gülçehre isimli bu kız, Koca Yusuf ancak pehlivanlığa, yağlı güreşe tekrar başlarsa onunla evleneceğini söyler. Bu da o zamanki kaıdnların güreşe ve pehlivanlığa verdiği değeri gösteren önemli bir anektottur. (Halil Delice'nin yazdığı Koca Yusuf kitabını da, okumayanlara şiddetle tavsiye ediyorum)

Kadınların yağlı güreşe ilgisi yüzyıllarca seyirci seviyesinde oldu. Osmanlı dönemindeki sosyal yapının hanımağalığa uygun olduğu söylenemez, zaten elimizde Kırkpınar hanımağası olduğuna dair hiçbir resmi belge yok.

Cumhuriyet döneminde de uzun süre böyle gitti. 90'ların başında Edirne'de yaşayan bir işkadını hanımağalığa aday oldu. Eşi ve çocuğunun da eskiden güreştiğini belirten bu hanımefendi açık artırmada sanıyorum gümüş kemerli, efsanevi ağalardan Alper Yazoğlu'na kaybetti. Gerçi daha önce yerel bir turnuvada bir hanım ağamız olmuştu ancak o zamanlar medya şimdiki gibi olduğundan pek gündeme gelmedi.

2002 senesindeki 642. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'ne geldiğimizde ise 641 yıllık erkek hükümranlığı son buldu ve aslen Giresunlu olan Kırkpınar'da fuarcılık yapan Zübeyde Kavraz 85 milyar vererek ağalığı kazandı.

Peki Zübeyde Kavraz niye ağa oldu? Kendisi aslen Giresunlu ve bu bölgede yağlı güreş pek olmadığından kendisinin küçüklükten gelen bir yağlı güreş sevgisinin bulunduğunu sanmıyorum. Zaten Kavraz’ın daha sonra yaptığı açıklamalar son derece çelişkili. Genel olarak gazetelere, Kırkpınar’dan çok etkilendiğini, tarihte bir yolculuğa çıktığını, ata sporuna sahip çıkmak istediğini bu nedenle eşiyle konuşup aday olmaya karar verdiğini belirtti.
Ancak ilginç bir şekilde daha sonra Dünya gazetesine verdiği demeçte, güreşlerin son gününe davetli olarak gittiğini, ağalık adayları okunurken kendisinin de isminin okunduğunu, açık artırmada da ağalık ihalesinin birden üstüne kaldığını belirtti. Zaten aralık ayında Edirne Belediyesi’ne ağalık bedeli olan 85 milyarı yatıramadı, çek verme isteği de geri çevrildi ve ağalığı elinden alındı, hatta ‘hanımağa, züğürt ağa oldu’ başlıklarını çok okuduk.

Kişisel olarak hanım ağalık kurumuna karşı değilim, bilakis yağlı güreşin halka ilişkileri açısından son derece yararlı olabilir. Kadınların ata sporumuza ilgisini daha da artırmasına da vesile olacaktır hanımağalık kurumu, çünkü yağlı güreşin Türkiye’de ve dünyada gelişmesi için aşırı maço kimliğinden kurtulması şart. Ancak illahaki hanım ağa olacak diye bir koşul da yok. Eğer gerekli şartları yerine getirebilecek, yağlı güreş kültürüne sahip bir hanımağa varsa başımızın üstüne yeri var.

Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, Zübeyde Kavraz yanlış bir isimdi. Nasıl ağalığa girdiği halen bir muamma. Eğer onu zorla soktularsa, bunu yapan kişiler Kırkpınar’a büyük zarar verdi. Ancak kanımca reklam yapmak için kendisi girdi ve hakikaten de Kırkpınar ağalığı sayesinde milyarlarca lira vererek yapamayacağı reklamı yaptı.

Şu anda Türkiye’de bazı yerel turnuvalarda hanım ağalar mevcut ve görevlerini layıkıyla yerine getiriyor. Bunların en önemlisi, İstanbul Samandıra Güreşleri Hanımağası Tülay Orhun. Kendisiyle şahsen tanışma imkanı da bulduğum, eski bir eğitimci olan Orhun üç yıldır görevini başarıyla sürdürüyor, ayrıca pek çok pehlivanı himaye ediyor. Gerçekten yağlı güreşi seviyor ve ata sporuna destek vermek istiyor.

Aynı zamanda, Tekirdağ Büyük Mandıra beldesi eski Belediye Başkanı Hülya Gürman’ı da burada anmak gerek. Osmanlı döneminin ünlü pehlivanlarından Kavasoğlu İbrahim’in torunu ve yağlı güreşi çok seviyor. Kendisi zamanında Büyük Mandıra Yağlı Güreşleri’nin başarıyla himaye etti. Halen de bu güreşler sürmekte.

Yazı: Efkan Bucak, 20 Kasım 2007, İstanbul

Efkan Bucak, halen Radikal Gazetesi'nde spor yazarlığı yapmaktadır. Bu yazı, yalnızca sitemiz için, güreşseverleri bilgilendirme amacıyla yazılmıştır. Kullanılırken, emeğe saygı açısından, yazarın isminin kaynak gösterilmesini rica ederiz.

14 Kasım 2007 Çarşamba

Yağlı güreşte 2007 sezonunun ardından...


Yağlı Güreş Yürütme Kurulu ve Merkez Hakem Komitesi İstanbul'da toplandı. Toplantıda yağlı güreş ve Kırkpınar yönetmeliklerinin güncelleştirilerek değiştirilmesi, 2007 yağlı güreş sezonunun geniş bir değerlendirmesi ve yapılacak olan Yağlı Güreş Kurultayı'nda (Tarihi konusunda bir açıklama yok henüz. İnşallah yapıldıktan sonra öğrenmeyiz) ele alınacak konular belirlendi.
Toplantı sonrası federasyon tarafından bir değerlendirme yazısı yayınlandı. Yağlı güreşte hedefin kalite ve rekabet olduğu belirtilen açıklamayı aktarıyoruz:

* 2007 Yağlı Güreş Sezonu 44 bin sporcumuzun kıyasıya mücadelesiyle başarılı bir şekilde son buldu. Bu yılki güreşlerimizi 49 Cazgırımız 450 Kule ve Meydan Hakemlerimiz toplam 2800 kişi Federasyonumuz tarafından görevlendirilerek neticelendirilmiştir.

Seçimler ve Ramazan güreşleri etkiledi
* 22 Temmuz Genel seçimleri ve Ramazan ayının erken başlaması sebebiyle, başta Belediyelerimiz , Vakıflarımız, Derneklerimiz ve Cemiyetler zaman darlığından olumsuz etkilenerek güreşlerini yetiştiremediler. Herşeye rağmen bu sezonki güreşlerimiz çok çekişmeli geçerek , kıran kırana mücadelelere sahne oldu. Kırkpınar'da ve Piyasa güreşlerinde belirleyici altın puan oldu.

150 turnuvayı 1 milyon kişi izledi
* Büyük heyecanları yaşadığımız 2007 sezonu içinde Yağlı Güreşlerimize seyircilerimizinde büyük ilgi ve alakası vardı. Yaptığımız mahalli güreşlerde 3 bin, birinci sınıf güreşlerimize 5 bin, geleneksel güreşlerimizede 10 binin altında seyircimiz düşmedi. 150 Yağlı güreş organizasyonumuzu 1 milyonun üstünde vatandaşımız takip etme imkanı buldu. Bundan da büyük mutluluk ve Onur duyduk. Bu sebeple sporda tek rakibimiz Futbol’dur diyoruz.

Ulusal basından ilgi yok
* Edirne’deki , Kırkpınarımıza Yerli ve yabancı basın büyük ilgi ve alaka gösterirken; Yağlı Güreşimizin Büyük Derbileri olan; Antalya Kumluca, Dirmil Altınyayla, Balıkesir Kurtdere, İstanbul Samandıra, Ankara Karapürşek, Antalya Feslikan, Adapazarı Söğütlü, İstanbul Avcılar Arena, Zonguldak Alaplı ve Antalya Elmalı güreşleri malesef Ulusal Basınımızın küçük köşelerinde yer bulabildi.
* Yağlı Güreşte En Büyük Hedefimiz Kalite ve Rekabet . Bunun için yapılması gerekenleri ve atılması gereken adımları ivedilikle atacağız. Önümüzdeki günlerde 1.Yağlı Güreş Kurultayı yapacağız. Camiamızla bir araya gelme fırsatını bulacağız. Burada Yağlı Güreşimizin sorunlarını , problemlerini konuşacağız , 2007 yılının analizini yapacağız. Çözüm yollarını birlikte bulup, eksikliklerimizi tamamlayacağız.
* Burada başta Federasyonumuza eski şampiyonlarımıza , Belediye Başkanlarımıza, Yağlı Güreşin sessiz kahramanları ağalarımıza büyük görevler düşmektedir. Yağlı güreşte , sözü, fikri, bilgisi, tecrübesi, deneyimi olan herkesten yararlanmak istiyoruz. Yeterki elele gönül gönüle omuz omuza verelim. Kısır çekişmelerden ve dedikodulardan uzak, her şey Türk güreşi paydasında buluşalım.

11 Ekim 2007 Perşembe

Yağlı Güreş Tarihi


Belki yapanların bile bilmediği şey, yağlı güreşin kökenidir. Bu konuda birçok tartışma var, hatta güreş otoriteleri bile fikir birliğine varabilmiş değil.
Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturalım: Yağlı güreşin tarihi ile Kırkpınar'ın tarihi farklıdır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri Türkler'in Rumeli'ne geçtiği zamanlarda, yani 1361'de başlamıştır. Ancak o zamanlar yağlı güreşler zaten yapılıyordu. Ancak birçok kaynakta yağlı güreşin yalnızca Kırkpınar'dan ibaret olduğu sanılıyor.
Yağlı güreşin tam olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte tahmini 12. yüzyılın başlarında, Batı Anadolu'nun fethinden sonra geliştirilmiştir. Türkler o zamana kadar karakucak güreşi yağıyordu. Keçi kılından pırpıtlar giyip, üst çıplak, ayaklarda bot (yada her neyse artık) varken güreş tutuyorlardı.
Bu arada, Batı Anadolu'da insanlar hem güneş hem de sivrisineklerin zararlı etkilerinden korunmak için günlük hayatlarında vücutlarına zeytinyağı sürüyordu. Haliyle güreş müsabakaları yaparken de vücutları yağlı oluyordu.
Yaygın iddia, Türklerin eski yunandan gelen güreşi bizans vasıtasıyla alıp geliştirdikleri yönündedir. Bazı kaynaklarda eski yunanlıların pankriaton isimli güreş türünü yaparken vücutlarını zeytinyağı ve kumla ovdukları belirtilmektedir ancak pankriaton güreş ve dövüş karışımı biraz sert bir spordur ve yağlı güreşin bundan esinlendiği biraz olasılık dışı.
Şurası bir gerçek ki atalarımızın Batı Anadolu'nun Bizanslı yerel halkından esinlendiği tek şey yağlanmak olmuştur. Tabii o zamanlar kafalarından tam olarak ne geçiyordu bilemeyiz ancak yağlanma fikrini orjinal buldukları muhakkak.
Yağlanara güreşmeye karar verildikten sonra tabii olay bunu geliştirmeye geldi. Eski Yunanlılar çıplak güreşirdi, Batı Anadolulular da büyük olasılık dini tesettüre uygun güreşmiyorlardı! Böylece kispet geliştirildi. Çıplak vücuta güreşmek imkansızdı ancak atalarımız islami kurallara göre maksimum çıplaklığı sağladı: Yalnızca göbek altı ve diz altı arasını kispetle örttüler. Yağlanınca meşinleşen dana ve malak derilerinden kapılan kispet bu spora cuk oturdu.
Zamanla yağlı güreş bir ritüel halini aldı. Peşrev işin içine dahil oldu. Tam kesin olmamakla beraber benim şahsi fikrim peşrevin Kırkpınar sonrası eklene eklene gelişme gösterdi. Zaten yağlı güreş, Kırkpınar efsanesi sonrası dini ve milli bir değer kazandı. Özünde bir kültür-fizik ve ısınma hareketleri bütünü olan peşrev aynı zamanda birçok dini alt mesajı da taşıyor ('topraktan geldik toprağa gideceğiz' veya rakibe 'sen benim ustamsın' anlamını ifade eden hareketler vb.)
yağlı güreşteki mevcut birçok öğe Kırkpınar'ın doğuşundan sonra yüzyıllar boyunca gelişerek günümüze geldi ancak yağlı güreşin doğuşu Güneybatı Anadolu'dur. Bu nedenle ki Elmalı Yağlı Güreşleri, kendisinden daha ünlü olan Kırkpınar'a göre daha eskidir.

4 Ekim 2007 Perşembe

Türk Sineması’nda Yağlı Güreş


Türk toplumsal hayatında derin izlere sahip ata sporu yağlı güreşin Türk sinemasında yer almaması elbette düşünülemez. Ancak Japonların güreşi sumonun bırakın ülkedeki yerel sinemada, dünya sinemasındaki yeri göz önüne alındığında yağlı güreşin Türk sinemasındaki yeri yeterli değildir (Dünya sinemasına açamadık zaten halen).

Yağlı güreş genelde arka plan spor olarak çok yer alıyor filmlerimizde. Kahramanlar bir vesile ile güreşleri izlemeye gidiyor, arka planda güreşler yapılırken senaryo akıyor. Mesela Serpil Çakmaklı’nın bir filmindeki babası güreş ağasıydı. Mehmet Güçlü falan da güreşiyordu. Hatta babası güreşten sonra etrafındakilere ‘Yahu o genç çocuğun ismi Mehmet Güçlü müydü? Ezdi rakiplerini’ diyordu.

Pehlivan
Türk sinemasında yağlı güreşin bir numaralı filmi şüphesiz Zeki Ökten’in 1984 yapımı ‘Pehlivan’ı. Başrolünü Tarık Akan’ın oynadığı bu filmde, işsiz kaldıktan sonra yaşamını pehlivan olarak sürdüren Bilal’in hikayesine tanık oluyoruz.
Film, o zamanların pehlivanlarının sıkıntılarını gözler önüne seriyor. Şimdiki gibi kulüpler ve sözleşmeli pehlivanlık yok, pehlivan kispetini alıp köy köy geziyor.

Filmin son 25 dakikalık kısmı 1984’ün Kırkpınar’ında geçiyor. Son derece güzel ve akıcı güreş sahneleri var. Ancak yağlı güreşten bihaber bir kitleye hitap ettiğinden yönetmen Zeki Ökten biraz ‘hile’ yapmaktan geri kalmamış. Mesela ilk gün güreşen bir çifti filmde ikinci gün de güreşirken görüyoruz! Tamam filmde de güreşler üç gün sürüyor, orada gerçekçiliği yakalamışlar ancak üçüncü gün bile çayır dopdolu! Ancak dediğimiz gibi görsel anlamda gerçekten başarılı.

Gelelim oyuncu performanslarına. Zaman, bir aktörün bir yılda onlarca film çektiği zamanlar. Sanırım bu nedenle Tarık Akan rolüne çalışacak zamanı bulamamış. Her ne kadar filmin güreş danışmanı başçazgır Şükrü Kayabaş olsa bile Tarık Akan’ın güreş sahneleri son derece amatörce. Rakiplerini ancak sarma ve kleyle yenebiliyor. Ha bir de rakibin müthiş yardımı bir şak kündesiyle! Filmde Tarık Akan’ın ustası rolündeki rahmetli Yaman Okay daha da kötü. Paça-kasnak alıp kendi çırağını süremeyen bir usta pehlivan izliyoruz! (Bu arada Tarık Akan’ın tek yağlı güreş performansı bu değildir. Bir komedi filminde Hulusi Kentmen’le yağlı güreş yapar ve fena yenilir. Söz konusu filmde güreş delisi zeytinyağı kralına yaranmak için Filiz Nurullah’ın torunu olduğunu söyler, sonra bir gün Kentmen’le güreşmek durumunda kalır)

Yapılırken üzerinde pek durulmamış havası verse bile şüphesiz Pehlivan, Türk yağlı güreşinin beyaz perdedeki en önemli temsilcisi durumunda.

Züğürt Ağa
Tamam konu ağalık, köy ve kent yaşamı arasındaki farklılıklar olsa bile Züğürt Ağa’nın yan konularından biri yağlı güreş. Yağlı güreşin bilinmediği Güneydoğu’da Haraptar’ın ağası, askerde öğrendiği yağlı güreşi köyünde yapar. Filmde 2 güreş izleriz. Açıkçası Şener Şen’in pehlivanlığı Tarık Akan’dan daha iyi. Filmde şikeli güreşlere güzel bir gönderme var.

Tosun Paşa
Gerçi yağlı güreşle biraz dalgasını geçse de Türk sinemasının en unutulmaz güreş performansı bu filmde yapılır. Daha doğrusu yağsız güreş demeliyiz. Dikkat edilirse Şener Şen kepçeyle yağ dökmez, kepçe boştur. Kispetler de gerçek kispet değil, son derece kalitesiz deri pantolonlardır. Defalarca sırtı yere gelmesine karşın Tosun Paşa sonunda kazanır!

Efkan BUCAK
4 Ekim 2007

19 Eylül 2007 Çarşamba

FILA'nın trajikomik turnuvası

Dünya Geleneksel Güreşler Festivali'nde yağlı güreş gösterisi de vardı. Yine en kral güreş türünün bizim ata sporumuz olduğu görüldü. (Foto: FILA)


Eylül ayının başlarında Antalya'nın Çamyuva beldesinde bir güreş organizasyonu oldu bilmem haberiniz var mı?: 'Dünya Sambo, Plaj Güreşi ve Geleneksel Güreşler Festivali'.

Dünya üzerindeki tüm güreş türlerini hakimiyeti altına almak isteyen Uluslararası Güreş (Minder güreşi tabi) Federasyonları Birliği FILA'nın bu yıl ikincisini düzenlediği akıllara zarar bir organizasyon.
Daha önce de söyledik, ABD gibi kendine has güreş türü olmayan birkaç ülke hariç serbest ve grekoromen güreş türleri dünyada popülaritesini giderek kaybetmekte. Zorlama olarak doğan bu iki güreş türünü insanlara kabul ettirmek için yapılan tüm çalışmalar başarısız oldu. Ülkelere uluslar arası madalya kazandırmasa tamamen kaybolmaya mahkum iki tür. Tehlikenin farkındaki FILA da tüm güreş türlerini hakimiyeti altına almak istiyor. Bu nedenle böyle bir organizasyonu düzenliyor.
Uluslararası Sambo Şampiyonası'yla başlayalım. Sambo Rusların ata sporudur. Judo-güreş karışımıdır. Rusya Sambo Federasyonu kendi güreş federasyonundan ayrı bir oluşum ve haliyle FILA'nın boyunduruğu altına girmek istemiyor. Sambonun geliştiği gider Doğu Avrupa ülkeleri de Rusya'nın yanında. Bu nedenle sambonun en iyi yapıldığı ülkeler FILA tarafından tanınmaya kendi turnuvalarını geniş seyirci toplulukları önünde yaparken FILA'nın uluslararası turnuvasında minder güreşçileri sambo yaptı! Yoksa sambo şampiyonasına katılan Türkiye nasıl sporcu çıkarsın?
Zaten FILA'nın amacı diğer güreş türlerini minderin arka bahçesi yapmak. Samboyu da minderciler yapsın, yağlı güreşi de minderciler yapsın, gouren ve schwingen'in de boş zamanlarından minderciler yapsın...
Plaj Güreşi de FILA'nın yeni icatlarından. Güreşe ilgi çekmek için yapılan bir tür. Ancak şu ana kadar ABD hariç ilgi çekmiş değil. (Bu arada ABD'nin güreş kültürünü başka bir yazıda anlatmak isterim. Adamlar her şeyin her türlü güreşini yapıyorlar) Zorlama yapılan bir türden ilgi beklenemez.
Antalya'daki turnuvaya gelince... Niye Antalya Çamyuva'da yapılıyor anlamış değiliz? FILA'nın seçkin(!) güreşçilerine tatil yaptırmak için galiba. Dilek Sabancı Spor Salonu zaten çok uygun bir yerde değil. Geleneksel ve plaj güreşi turnuvalarına ise çoğunlukla turistler geldi. Turistler için böyle bir turnuva düzenlemeye gerek yoktu, zaten Akdeniz'de otellerde bile yağlı güreş gösterileri yapılıyor. Bari doğru dürüst yerde, düzgün bir tanıtımla yapılsaydı. Grappling, pankreon turnuvaları da yapıldı organizasyonda kimsenin haberi yok. Olsa bile grappling nedir, pankreon nedir kim ne bilsin? Her kategoride 2-3 kişi kendi kendine güreşti durdu.

Şu artık anlaşılmalı ki tüm güreş türlerini aynı çatı altında toplamak imkansızdır. Her güreşin kendi geçmişi, kültürü, sistemi vardır. Böyle komik organizasyonlara gerek yok.
Efkan Bucak - 19 Eylül 2007

3 Eylül 2007 Pazartesi

Yağlı Güreş Federasyonu Lazım!



Sayın başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta içerisinde şampiyon minder güreşçilerini makamında kabul etti. Ajansların geçtiği habere göre sayın başbakanımız yağlı güreşten minder güreşine kayma olmasını istemiş...

Tebessüm ederek okudum bu haberi. Başbakanımız her ne kadar sporu bilen bir insan olsa da haliyle güreş camiasından bayağı uzak. Yoksa tam tersine minderden yağlıya bir kayma olduğunu bilirdi. Zaten mevcut tablo da çayırlardaki pek çok güreşçinin aynı zamanda minderde güreşmesi şeklinde.

Bir dönem karakucak ve yağlı güreşten mindere kayma olmuş. Tabii 50'li 60'lı yıllardan bahsediyoruz. Bu da ancak şöyle olmuş ki; köyünde yağlı güreş yapan delikanlı askere gider, orada yeteneği farkedilip ordunun minder güreşi takımına alınırmış. Sonra da minder güreşi kariyerine devam edermiş.

Şimdi artık zaman değişti. Ne minderci yağlı yapabilir ne de yağlıcı minder... Minderden gelenlerin yağlı güreşi nasıl katlettiklerini hep beraber görüyoruz. Kırkpınar'da güreş değil itişme izliyoruz. Başpehlivan Recep Kara'nın minder performansı da ayrı bir olay. Çin'deki dünya şampiyonasındaki başarısızlığı halen hafızalarda.

Bu nedenle yetenekli pehlivanlar mindere geçmemeli. Siyasi duruşunu beğendiğimiz sayın başbakanımıza bu noktada karşı çıkmak durumundayız. Olay sırf bununla da sınırlı değil gerçi.
Artık yağlı güreş minder güreşinden tamamen ayrılmalı. Minder güreşi olimpiyat ve dünya şampiyonalarında bize madalya kazandırması itibariyle önemli olsa dahi şunu kabul etmek lazım ki öz olarak Türk milletine çok uzak. Yani ortalama bir Türk güreşsever, minder güreşini sadece sonunda uluslar arası bir madalya olacağı için izliyor. Aynı kişi pekala Elvan Abeylegesse'nin 1500 metre koşusunu veya Eşref Apak'ın çekiç atmasını da izleyebilir. Bu nedenle minder güreşinin Türk sporseverleri tarafından kabul gördüğünü söylemek zor. Öyle olsa yerel, hatta uluslar arası minder güreşi turnuvalarını boş tribünler önünde düzenlemezsiniz.

Oysa yağlı güreş gerek ritüelleri ve geleneksel yapısı gerekse sportif ilgi çekiciliğiyle Türk milletinin göz bebeğidir. Hemen hemen her turnuva hınca hınç dolu tribünler önünde yapılır. Böylesine bir sporu, minder güreşinin federasyonuna bağlamak ve minderin arka bahçesi haline getirmeye çalışmak öncelikle atalarımıza saygısızlıktır. 'Başpehlivan Sezgin Yüksel, zamanında katıldığı bir televizyon programında, ''İlk kez bir federasyonumuz olduğunu hissetmiştik'' diyordu, Geleneksel Spor Dalları Federasyonu'na bağlı oldukları zamanlar için. Eh sonra baktılar para kapısı gidiyor yağlı güreş ve karakucak, Minder Güreşi Federasyonu'na bağlandı. Oysaki şalvar güreşi halen geleneksel spor dallarına bağlı! Şu saçmalığı görüyor musunuz?

Dünyanın en harika geleneksel sporuna sahibiz ve kendi elimizle bu sporu mahvetmek için uğraşıyoruz. Yok puanlama güreşiymiş, yok mani yasaklamasıymış... Yağlı güreş, Türkiye Güreş Federasyonu'nun işi değil, Geleneksel Sporlar Federasyonu'nun bile işi olmayabilir.
Yağlı güreş popülarite ve pazar olarak Türkiye'de futbol hariç federasyonu olan tüm sporlardan daha büyüktür. (Futbolla bile yarışabilir bazı konularda). Bu nedenle Yağlı Güreş Federasyonu şarttır. Bu sporumuzun gelişmesi için...

Efkan Bucak - 3 Eylül 2007
efkanbucak@yahoo.com

29 Ağustos 2007 Çarşamba

POWER RANKINGS: Yağlı Güreş 2007



Genelde ABD’deki takım sporlarında yapılan bir şeydir power ranking (güç sıralaması)… Performans üzerine değerlendirme yapılır ve takımlar sıralanır. Biz de başpehlivanlarımızı bir sıraya koyalım dedik.
Bu kesinlikle öznel bir sıralamadır. Gittiğimiz güreşler, izlenimlerimiz ve turnuvalardan gelen sonuçlara göre yapıldı. Sizin kafanızda daha farklı bir sıralama olabilir, saygı duyarız
(Turnuva derken, kıstas aldığımız, en az 20 başpehlivanın katıldığı prestijli turnuvalardır)

1. RECEP KARA: Kırkpınar’ın başpehlivanı bu yılın en formda ismi. Katıldığı çoğu turnuvayı kazandı. Minder güreşine yüklendiği dönemlerde başarılı olamamıştı. Artık o da anladı istikbalin çayırlarda olduğunu.

2. OSMAN AYNUR: Kırkpınar’ı finalde kaybetti ancak Osman yine de en iyilerden. Ancak yağlıdan gelen biri olarak (yaşı da gereği) biraz daha aktif olmalı. Bazı güreşlerde mindercilere ayak uyduruyor.

3. HASAN TUNA: Sezonun en formda isimlerinden. Çok iyi bir tekniği var, mindercilere karşı puan güreşinde çok başarılı. Ancak yaşı gereği puanlamaya kalan güreşlerde yorulup pasif kalabiliyor. Bu yıl Kırkpınar finalinde Recep Kara’ya yenilerek büyük fırsat tepti.

4. GÖKHAN ARICI: Taşçı’nın çırağı gerçekten muazzam bir pehlivan. Bahar aylarında gittiği turnuvalarda boşu yoktu. Kırkpınar’da beklediği başarıyı alamayınca biraz bozulur gibi oldu.

5. EKREM YAVUZ: Sezona çok iyi başladı. Katıldığı çoğu turnuvada da dereceye giriyor. Her zaman listenin üst sıralarında kalacak.

6. SERMEST BULUT: 2007’nin en iyi çıkış yapan pehlivanı. Minderden gelen isimler arasında yağlıya en çok uyum sağlayan pehlivan Sermest. Çoğu turnuvada dereceye giriyor. İlerleyen yıllarda bir Kırkpınar başpehlivanlığı gelebilir.

7. MUSTAFA KEMAL KARABOĞA: Geleceğin Kırkpınar başpehlivan adaylarından. Çok güçlü. Biraz tecrübesizliğinin kurbanı. Eğer küsmeyip çalışırsa 1-2 seneye kimse onu tutamaz.

8. SEZGİN YÜKSEL: Gerçek bir yağlı güreş pehlivanı. Çok güçlü ve en teknik başpehlivanlardan biri. Hapse girip-çıkmasına karşın inatla çalışmalarını sürdürdü. Böyle olunca. İlerleyen yaşına karşın çok başarılı. 2007’nin en iyilerinden.

9. ÜMİT BALTA: Meydanların her zaman en kaliteli ve çekinilen isimlerinden biri. Katılıp da derece yapmadığı turnuva az. Ancak aynı başarıyı Kırkpınar'da gösterememesi en büyük sorunu.

10. RECEP ÇAKIR: Genç başpehlivan bu yıl askerdeydi ve özel izinle güreşti. Buna karşın oldukça iyi sonuçlar elde etti. Askerlik dönüşü, aynen Osman Aynur'un yaptığı gibi Kırpınar başpehlivanlığı alabilir.

11. ŞABAN YILMAZ: 2005’in Kırkpınar Başpehlivanı, bu yıl geçen yılları aratıyor. Bu yıl kendisinden üst düzey bir performans bekliyorduk ancak Recep Kara, Osman Aynur gibi isimlerin gölgesinde kaldı.

12. AHMET TAŞÇI: Zamanında bırakmalıydı. Bu sene çok silikti, önemli turnuvaların hiçbirinde dereceye giremedi. Sadece ismi kaldı. Cumhuriyet döneminin kuşkusuz en önemli pehlivanı ancak şu bir gerçek ki asla bir Kel Aliço değil!

13. KENAN ŞİMŞEK: Meydanların en teknik ve güçlü pehlivanlarından. Stili Ahmet Taşçı’yı andırıyor. Bizce minderden geçip yağlıya en iyi ayak uyduran pehlivan. Ancak nedense bu yıl başarısız gidiyor.

14. MEHMET YILMAZ: Dönem dönem parlasa da artık Cino gençlerle baş edebilecek durumda değil. Yine de ustası Taşçı’dan önce bırakmaya niyetli olduğunu sanmıyoruz.

15. MÜKERREM KIYI: İzmir’in başarılı pehlivanı Mükerrem Kıyı, zaman zaman yaptığı çıkışlarla dikkat çekiyor. Çekinilmesi gereken pehlivanlardan.

16. VEDAT ERGİN: Eski Kırkpınar başpehlivanı için kötü bir sezon. Şu ana kadar pek iç açıcı sonuçlar elde edemedi. Artık o da yaşlandı.

17. ŞÜKRÜ KAZAN: Büyük bir performans düşüklüğü var. Kırkpınar’da ilk turda sakatlanarak elendi ki onu hep çeyrek finalde görmeye alışmıştık.

18. AHMET YAVUZ: 2005'te doping yaptığı için iki yıl ceza alan Ahmet Yavuz'un cezası temmuz ayında bitti. Avrupa'daki güreşlerde başarılar elde etti ancak bunlar elbette ki ölçü değil. Son derece yetenekli bir pehlivan, yakın zamanda tekrar başın iddialı isimlerinden olacak.

19. İRFAN ŞEN: En teknik pehlivanlardan ancak diğerlerine göre zayıf olan cüssesi bazen sorun oluyor. Kırkpınar'da çok istikrarlı, daha hiç üçüncü turdan önce elenmedi (Kızıp çekildiği 2005 yılı hariç). Büyük yerel turnuvalarda da bazen sürpriz çıkışlar yapıyor ancak müzmin ikinci olmaya mahkum.

20. ZİYA ÜNLÜ: Giderek yaşlanıyor. Batı Anadolu’daki bazı turnuvalar hariç pek iyi dereceleri yok. Emeklilik zamanı yaklaşıyor.

21. YÜKSEL KALAY: İyi bir kumaşı var, zaman zaman başarılı sonuçlar da alıyor ancak istikrarsız.

22. HÜSEYİN ŞAHİNAL: Yetenekli ve potansiyelli bir pehlivan. Yerel turnuvalarda başarısı da var. Ancak kendini kabul ettirmesi için büyük ölçekli turnuvalarda da birinci olmalı. Bu sene Kırkpınar’da Ahmet Taşçı’yı zorladı ama yenemedi. Yense önü açılırdı.

23. NAİL KURT: O da artık yaşlanmaya başladı ve eskisi kadar ısırıcı değil.

24. BAYRAM ERTAN: Son iki sene biraz çıkış yaptı gibi ancak bu yıl pek başarısını göremedik.

25. RAMAZAN YARAR: Kırkpınar'da çeyrek finale çıkarak büyük sükse yaptı ancak büyük yerel turnuvalarda fazla başarısı yok.

26. ENVER ERİŞTİ: Zaman Zaman başarılı sonuçlar alsa da üst düzey başarıyı yakalayabilecek gibi görünmüyor.

27. MAHMUT KAVAKÇI: Vasat bir görüntü çiziyor. Zaman zaman Doğu Marmara’da dereceleri var ama o kadar.

28. SALİH DORUM: Başaltı birincisi olarak geldiği baş kategorisinde beklenen çıkışı bir türlü yapamadı. Oysa iyi bir potansiyeli var. Finalde yendiği Hüseyin Şahinal ondan daha iyi durumda.

29. ALİ RIZA KAYA: Yağlı güreş, minder, karakucak, plaj güreşi… Ali Rıza Kaya’yı bu yıl her yerde gördük. Para için güreştiğini söyleyecek kadar da açıksözlü. Çok iyi bir minderci ve karakucakçı. Kırkpınar’da da ikinci tura çıkmasını bildi. Ancak yağlıda çok üst düzey bir başarı elde edemedi.

30. SAVAŞ YILDIRIM: Başpehlivan olup doping yaptığı anlaşıldıktan sonra onun için yağlı güreş kariyeri zihinsel olarak bitmiş görünüyor. Eskisi kadar formda değil.

31. CENGİZ ZENGİN: İri, kilolu bir cüssenin yağlı güreşte çok da işe yaramayacağının bir göstergesi Cengiz Zengin. Gerçi zaman zaman derecelere giriyor ancak yeterince etkili değil.

32. FATİH ATLI: 2006 Başaltı birincisi olduktan sonra ondan büyük beklentiler vardı ancak an itibariyle çok büyük bir etki bırakmış değil.

33. KADİR ERGİN: Başaltından çıktıktan sonra hızlı bir giriş yaptı. Bayağı umut vaat eden bir başpehlivandı lakin son yıllarda düşüşe geçti. Bu yıl da etkili değil.

34. MEHMET SELVİ: Geçtiğimiz yıllara oranla daha başarılı bir grafik çiziyor. Özellikle Antalya taraflarındaki turnuvalarda başarılar elde etti.

35. REŞAT TURGUT: Güçlü bir fiziğe sahip ve agresif bir güreş yapısı var. Ancak sanıyorum kondisyon ve teknik anlamda sorunları var. Böyle olunca başarı da gelmiyor.

36. MURAT GENÇTÜRK: Şampiyon minder güreşçisi, yerel turnuvalarda bazen çıkışlar yapsa da mindere daha fazla ağırlık veriyor.

37. HÜSEYİN İYİCAN: Zaman zaman iyi çıkışlar yaptı ancak yeterli değil.

38. ÖMER ARSLANTAŞ: Eskisi kadar iyi olmasa bile güçlü fiziğinin avantajlarını halen kullanıyor. Ancak başpehlivanlık artık zor.

39. ALİ GÖKÇEN: Baş kategorisinde ikinci yılını yaşıyor ancak halen kendini gösteremedi. Ancak genç ve önünde uzun zaman var.

40. CENGİZ ELBEYE: Geçtiğimiz günlerde yağlı güreşe son noktayı koyan bu büyük pehlivan vasat bir yıl geçirdi.

41. FEVZİ ÇAKIR: Şükrü Kayabaş'ın deyimiyle 'kariyer sahibi' mühendis pehlivan Fevzi Çakır, mühendislikte olduğu kadar çayırda başarılı değil. Fiziği diğer pehlivanlara göre zayıf ve bunun dezavantajını yaşıyor. Genelde ilk turlarda eleniyor.

42. MUSTAFA BAŞDEMİR: Başaltında üçüncü olduktan sonra doping yaptığı belli olmuş ve bu ona süre kaybettirmişti. Şimdi toparlanma sürecinde ancak yeterince iyi değil.

43. NURİ ZENGİN: Antalya'nın vasat pehlivanlarından biri. Önemli bir başarısını göremedik.

44. MURAT AYDOĞDU: Tekniği fena değil, istekli de güreşiyor. Ancak baş kategorisine biraz geç çıkmanın dezavantajlarını yaşıyor kanımızca.

45. AYDIN POLATÇI: Çayırlara ilk geldiğinde muhteşemdi. Sonra mindere döndü. Yağlıya ikinci geçişi aynı başarıda olmadı. Eski formundan çok uzak.

Klasman Dışı Grup (Herhangi bir sonuncu belirlemek istemiyoruz. Geri kalan isimleri siz kendiniz sıraya koyabilirsiniz)

AHMET DOĞU: Başarılı minder kariyerinden sonra biraz da para kazanmak için çayıra geçenlerden. Ancak şu ana dek başarısız.
BEKİR SEÇİM: Yıllar önce başa çıktığında çok zorluk çekti, sonra toparlandı Kırkpınar’da çeyrek final yaptı. Ancak artık ilerleyen yaşıyla beraber iyi sonuç alamaz oldu.
FATİH BAKIR: Şampiyon minder güreşçisi kontenjanından başta güreşiyor ancak an itibariyle başarısız.
FİKRET ERSOY: Son zamanlarda tur atladığına bile şahit olmadık. Kontenjan dolduruyor. Emekliliği yakın.
HASAN GÜNDOĞDU: Yıllardır güreşiyor ancak hiçbir önemli başarısı yok.
HÜSEYİN ÇETİN: Antalya bölgesindeki güreşlerde bir şeyler yapmaya çalışıyor ancak büyük ölçekli turnuvalarda pek şansı yok.
MEHMET ALİ SUSUZ: Baş kategorisine çıktığından bu yana önemli bir başarı elde edemedi. Kariyerinin son demlerinde de kendini sıkmadan yola devam ediyor.
ŞABAN DONAT: Minderlerin ağır sıklet şampiyonu, yıllardır çayırda istediği başarıları elde edemiyor. İlk turu geçtiğini biz daha görmedik.
AHMET KAVAKÇI: Birkaç ufak turnuvadaki derecesi dışında hiçbir önemli başarısı yok. Alışma devresinde.
MEHMET YEŞİL: Şampiyon minder güreşçisi kontenjanından başta güreşiyor. Hiçbir başarısı yok ancak henüz genç.

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Rencide edici (!) maniler


Uzun zamandır yazamıyorum, kusura bakmayın. Gerçi siteyi ziyeret eden de pek yok ya...
Açıkçası sadece güreş sonuçları koymak da sıkıcı geliyor. Ajansların geçtiği haberler malum. Başpehlivanlık güreşlerinde birinciyle ikinciyi veriyorlar, üçüncüyü öğrenebilirsek ne ala! Pehlivanların isimleri zaten her kaynakta yanlış (Sermet mi Sermest Bulut mu mesela, daha neler var)

Geçtiğimiz günlerde, yağlı güreşle alakası olmayan güreş federasyonumuz yine akıllara zarar bir karara imza attı. Cazgırların güreş meydanlarında siyasi taraf tutan ya da kadınları rencide edebilecek maniler söylemesinin 2008 yılından geçerli olacak şekilde engellenmesi planlanıyormuş.

Yine yağlı güreş üzerinde oyunlar oynanmaya başladı. Hadi puanlama güreşi olayını sineye çektik. Sonra AB uyum yasaları çerçevesinde kazık oyununun yasaklanması gibi saçma bir şey gündeme geldi (ki gerçekleşmesi elbette mümkün değil, asla da böyle bir şey olmayacak).
Şimdi de cazgırların manileri çıktı...

O yaşına karşın benden çok daha az yağlı güreş turnuvasına gittiğine bahse girebileceğim minderci federasyon asbaşkanı Ahmet Ak (kendisinin başarılarla dolu kariyerine lafımız asla olamaz), ''Cazgırlarımız maalesef, organizasyonu yapan belediye başkanına ve onun mensup olduğu siyasi partinin temsilcilerine methiyeler düzerken, rakip parti temsilcilerine taşlamalarda bulunuyor'' demiş.
Bir kere ben hiç taşlamaya falan rastlamadım. Mesela bir AKP'li belediyenin güreşinde asla CHP'lilere laf atılmaz. Olmuşsa da münferittir, yasaklama değil uyarı gerektirir. Eh, güreşleri düzenleyenlere de methiye düzülsün bi zahmet! Bu insanlar biraz da ün, şan (ve tabii reklam) için güreşlere sahip çıkıyor, cazgırların onları övmesi normal. Açıkçası ev sahibi varken misafir niye övülsün onu da anlamış değilim. Bir seçim döneminde 1-2 münferit olay olmuş (duymadık ama olmuş diyorlar) diye federasyonun bu yasakçı tavrı son derece anlamsız. Yahu cazgırlar yıllardır aynı methiyeleri düzer, artık ezberledik (mesela belediye başkanına hep 'size milletvekilliği yakışır' derler). Bu zamana kadar neredeydiniz peki?
Asıl bombaya gelelim... 'Kadınları rencide eden' maniler. Kadınlar için söylenen hep şudur: Ağustosta ekilen darıdan, oğul vermeyen arıdan, sabahleyin kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.' Bir kere kim bundan rencide olur anlamış değilim. Ben iddia ediyorum, federasyon yönetimi yağlı güreş turnuvalarını cidden takip etmiyor. Biz tribünlerde kadın ve çocuklarla birlikte oturuyoruz. Kadınlar da eşleriyle bu sözlere gülüyorlar. Bir de erkekler için şu söylenene bakın: 'Ne kadar hayırlı oğlum var deme, el kızının koynuna girmedikçe' ve 'karısına sırtını dönerek yatan erkekten de hayır gelmez'. O zaman bunlar da rencide edici. Ancak tribünde kadınlı-erkekli herkes bu sözlere güler. Bu bir gelenektir, öğüttür. Gerçek bir Türk bunlardan rencide olmaz, kendine ders çıkarır.
Başcazgır Şükrü Kayabaş'ın Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamada hiçbir itirazda bulunmayıp
Güreş Federasyonu'nun belirlediği kuralların kendilerini zorlamayacağını belirtmesini yadırgadım. Geleneklerimize sahip çıkması gerekenlerden biri de o.

Sözüm şu ki;
Artık ata sporumuzu rahat bırakın yahu. Bozulmayan bir güzel geleneğimiz bu kaldı. Onu da elimizden almayın!

3 Temmuz 2007 Salı

Tribünlere güreşmemek....


Bir Kırkpınar'ı daha devirdik. Sitenin pek ziyeretçisi olmadığından güncelleme gereği duymadım, başka 1-2 yere yazdım onun yerine. Zaten bu sene yine tadı-tuzu yoktu Kırkpınar'ın. Güreşlerin kalitesizliği mi dersiniz yoksa finalden önceki o ucuz milliyetçilik gösterilerini mi...

Kimse bu vatanı bizden çok sevemez ancak Kırkpınar'ın, yağlı güreşin, yağlı güreş izleyicisinin bir ağırlığı vardır. Öyle pankart açmak, hoparlörden 10. yıl marşı okutmak, o anda tribünde bulunan bir parti liderinin partisi için propaganda olmaktan öteye gitmemiştir. Güzelik Kırkpınar'ı bir partinin siyasi emellerine alet edenlere yazıklar olsun!
Neyse ki güreş seyircisi doğru olanı biliyor, gerektiği gibi gereken kişileri yuhalayarak en güzel cevabı verdi...

Yağlı güreş ölmüş bir kere onu gördük.. Başpehlivanlık güreşlerinin çoğu puanlamada... Beni en çok yaralayan başpehlivan Recep Kara'nın açıklamaları.. Ne demiş bu arkadaş, 'Sıfır hatayla güreştim, seyirciye güreşmedim. Geçen sene tribünlere oynadım, finalde acele edince ayağım kaydı. Bu sene kendime güreştim, altın kemeri aldım'

Aferin sana recep. Tribünlere güreşme sen, her sene altın kemeri al. Yanlız unutma,Kırkpınar'ı Kırkpınar yapan o tribündür. O tribünler olmasa senin o altın kemerinin hiç bir değeri olmaz. yarın öbür gün boş tribünlere güreşirsen görürüz biz seni...

Artık acil çözüm şart. Minder güreşçilerinin özellikle baş güreşlerindeki taktikleri bu spor öldürür. Kağıthane'de kulaklarımla şahit oldum. Bir pehlivan, diğer arkadaşına 'uzatmaya götür, puanlamada yenersin' diyordu. Minderciler yağlıya adapte olacaklarına yağlıyı kendilerine adapte ediyorlar...

Şu ermeydanlarına Kenan Şimşek dışında minder güreşçisi gelmedi. O da minderden fakat çatır çatır güreşiyor.

Onun için kusra bakma Recep Kara ama senin altın kemerinin biz güreşseverler açısından öyle fazla bir ehemmiyeti yok. Sen bir Ahmet Taşçı olmazsın. Onu bırak bir İrfan Şen, bir Sezgin Yüksel, bir Nizamettin Akbaş, bir Fevzi Çakır bile değilsin bizce.

Bizlere zerre güreş izlettirmeden kazandığın altın kemerin hayırlı uğurlu olsun kardeşim.

29 Haziran 2007 Cuma

Kırkpınar başladı!

646. Kırkpınar Yağlı Güreşleri, bugün küçük boylarda yapılan müsabakalarla başlıyor. Geçen yıl 1638 pehlivanın katıldığı Kırkpınar'da bu sene rekor kırıldı ve 1804 pehlivan kayıt yaptırdı.
Boylara göre dağılım ise şöyle:

Başpehlivan : 56 Başaltı : 56 Büyük orta : 105 Küçük orta büyük boy : 137 küçük orta küçük boy : 173 Deste büyük boy : 88 deste orta boy : 171 Deste Küçük boy : 324 tozkoparan : 194 Teşvik : 200 Minik 1 : 39 Minik 2 : 96 Minik 3 : 165

28 Haziran 2007 Perşembe

Ankaraspor altın kemeri istiyor

BB Ankaraspor, son olarak 2005'te Şaban Yılmaz'la altın kemerin sahibi olmuştu.

Er meydanlarının iddialı kulüplerinden Büyükşehir Belediyesi Ankaraspor, bu yıl da Edirne'ye iddialı geldi.
Haziran başından bu yana Kızılcahamam Pataya Hotel'de kampa giren BB Ankaraspor pehlivanları, altın kemeri yine başkente getireceklerini söylediler. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Melih Gökçek'in büyük destek verdiği kulüp, 2001'de Vedat Ergin, 2003'te Kenan Şimşek, 2005'te de Şaban Yılmaz'la altın kemeri kazanmıştı.

BB Ankaraspor'un Kırkpınar'a katılacak kadrosu şöyle:

Başpehlivanlık: Vedat Ergin, Şaban Yılmaz, Kenan Şimşek, Hüseyin Şahinal, Mahmut Kavakçı, Şükrü Kazan, Ümit Balta, Savaş Yıldırım, Enver Erişti, Ali Gökçen
Başaltı: Ayhan Suzan, Ahmet Özak
Büyük Orta: Şenol Basat, Mahmut Sutay
Küçük Orta: Nadir Takı, Ferudun Çatak, Mahmut Şimşek
Deste Büyük: Muharrem Erşahin
Deste Orta: Mehmet Coşkungönül, Hasan Metin
Deste Küçük: İlhan Ergin, Engin Gökalp, Halil Tezşah, Yasin Kul
Tozkoparan: Ömer Uzan, Metin Sayın

Kırkpınar Güreşleri Kanaltürk'te


Kırkpınar'ın televisyondan naklen yayını hep bir sorun olageldi son yıllardı.
Eskiden TRT'de yayımlanırdı. Devlet televisyonu olmanın verdiği sorumlulukla TRT, 3 gün güreşleri baştan sona yayımlardı. Çok iyi hatırlıyorum, baş güreşlerini ilk turdan itibaren hepsini izlerdik.
Sonra ilk gün yayımlanmamaya başladı, ikinci gün başpehlivanlık güreşleri gece geç bir saate özet şeklinde atıldı, sadece finaller verilmeye başlandı. Artık baş güreşlerinin çeyrek finalini bile izleyemez olduk.
Sonunda TRT bıraktı Kırkpınar'ı... 2005 ve 2006'da Star TV'den izledik. İlk 2 gün hak getire zaten, sadece son gün başpehlivanlık yarı final ve finalini izleyebildik. Star TV'nin yağlı güreş hakkında bir şey bilmeyen spikeri (gerçi onun da suçu yok ne yapsın) nedeniyle korkunç bir deneyimdi.
Bu sene Kanaltürk verecekmiş güreşleri. Eski başpehlivanlardan ve Ahmet Taşçı'nun ustası olan Kadir Birlik yorumcu olacakmış. Göreceğiz bakalım nasıl bir deneyim olacak...
Bu arada, bu yıl yağlı güreşte, futbolda olduğu gibi sarı ve kırmızı kart uygulaması başlıyormuş.

Ağalık&Heykel


Geçtiğimiz günlerde Kırkpınar Ağası Sayın Adem Tüysüz'ün ismi heykel tartışmalarıyla gündeme geldi. Tüysüz, Kırkpınar'da 3 yıldır ağalık yaptığını, eski ağalar Hüseyin Şahin ve Alper Yazoğlu gibi heykelinin kente dikilmesi gerektiğini belirterek, 'Heykelimin dikilmesi için kendimi Selimiye'den mi atmam gerekir?' dedi.
Tüysüz gerçekten renkli bir kişilik ancak bu son tartışmalar hiç şık olmadı. Kırkpınar ağalık makamının bir ağırlığı olmalı, ağanın böyle 'heykel dikilmesi' gibi egoist isteklerle kamuoyunun karşısına çıkmaması gerekir. Tamam, Tüysüz çuval dolusu para harcıyor Kırkpınar'a ancak ağalığın espirisi zaten bu, yağlı güreş sevgisidir insanı ağalığa iten, bu spora hizmet verme sevdasıdır. Hüseyin Şahin, Alper Yazoğlu ata sporuna karşılıksız hizmet ettiler, jest olsun diye heykelleri dikildi.
Aslen Gümüşhaneli olan Tüysüz, yağlı güreş sporuyla, iş adamı olarak yaşadığı İzmit'te tanıştı ve bu sporun özellikle bu kentte nasıl büyük bir popülariteye sahip olduğunu görerek bundan yararlanmak istedi. Ağa oldu, süper reklam yaptı, helal-i hoş oldu. Yararını görecek elbette.
Ancak özellikle geçen yılki ağalık seçimi tam anlamıyla rezaletti. Açık artırmanın kızıştığı bir anda (Mustafa Saruhan ve biri daha vardı) mikrofonu eline alıp 'Bunları karşıma, fiyat artsın diye çıkardılar' mealinde birşeyler söylemesi, sonra senet imzalarken Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'yle yaşanan ufak gerginlik hiç ama hiç hoş olmadı. Sayın Tüysüz, kendisine haksızlık yapılsa dahi, Kırkpınar ağası olarak bunu daha olgun bir şekilde orada ifade etmesi gerekiyordu.
Bu arada Edirne Belediye Başkanı Sayın Hamdi Sedefçi'nin de yaklaşımına hasta oldum. 'Edirne'ye kalıcı bir hizmet yapsın, bir kreş yaptırsın, sonra heykelini dikeriz'... Süper oporçunist yaklaşımı nedeniyle Sedefçi'yi de kutlamak gerek! Bu arada, geçen yıl Mustafa Sarıgül'ün önünde çaldılar diye Kırkpınar çalgıcılarının şefini tartakladığı öne sürülen (görüntüleri de yayınlandı) Sayın Sedefçi'nin de geçen seneden sabıkası olduğunu belirtelim.
İnşallah bu yılki güreşlerde bu tür tatsızlıklar yaşamayız.

Efkan Bucak

efkanbucak@yahoo.com

Levent Erdoğan'ın pehlivanları çok iddialı

Ahmet Taşçı, 56 yaşına kadar güreşerek Kel Aliço'nun rekorunu kırmak istiyor.

Medyada daha çok Beşiktaş Asbaşkanı olara tanınan Levent Erdoğan, Türkiye'de yağlı güreşin en büyük destekçilerinden biri...
Başpehlivan Ahmet Taşçı'nın kıspetinin arkasında yazan 'Av. Levent Erdoğan' ibaresiyle ilk olarak tanıdığımız Erdoğan, 2002'de kendi adını taşıyan, Türkiye'nin ilk gerçek yağlı güreş kulübünü kurarak ata sporuna hizmetlerini sürdürdü. Her sene başarılı maçlar çıkaran Karamürsel Levent Erdoğan Yağlı Güreş Kulübü'nün pehlivanları bu sene de oldukça iddialı.

Geçtiğimiz gün, başpehlivanlar Ahmet Taşçı, Gökhan Arıcı, Reşat Turgut, Mehmet Yılmaz, Murat Aydoğdu, Ziya Ünlü ve Sermest Bulut'un da yer aldığı takım kadrosu, Erdoğan'ın Levent'teki ofisini ziyaret etti.
'Megastar' Ahmet Taşçı, beş yıldır başarılı bir çalışma dönemi içinde olduğunu belirterek, ''Bu yıl gerçekten iyi hazırlandık. Takımımızda çok iyi başpehlivanlar var. Şampiyonluğun en büyük adayıyız. Bu yıl bu özlemimiz bitecek, altın kemeri getireceğiz'' diye konuştu.
Taşçı, yağlı güreşlerde artık bir simge olduğu, ancak yaşının da ilerlediği (49) hatırlatılarak yöneltilen ,''Nereye kadar gideceksin'' sorusuna ise, ''Kel Aliço 56 yaşına kadar güreşti. Onun rekorunu kırmak için mücadele ediyorum. İnşallah onun rekorunu kırarken arada bir altın kemer daha kaparım diyorum. O yüzden bu çalışmamızı devam ettiriyoruz. En büyük destek Levent abimiz, başkanımız...'' yanıtını verdi.

İlk gün 214 pehlivan kayıt oldu


Dünyanın en önde gelen spor turnuvalarından biri olan 646. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin kayıtları başladı.
Edirne Mimar Sinan Spor Salonu'nda başlayan kayıtlar cuma günü saat 12.30'a sürecek. İlk gün 214 pehlivan kayıt yaptırırken, bunların arasında başpehlivanlık kategorisinde mücadele edecek olan Kadir Ergin (Balıkesir), Ekrem Yavuz (Karamürsel) ve Ahmet Doğu (İstanbul) yer alıyor.

25 Haziran 2007 Pazartesi

Bodrum'da başpehlivan Mehmet Selvi

Çömlekçi Güreşleri öncesi tüm başpehlivanlan bir arada. (Birinciliği elde eden Mehmet Selvi, çömelenler arasında soldan dördüncü)

Bodrum Çömlekçi Yağlı Güreşleri 25 Haziran Pazar Günü gerçekleştirildi.
Çok sıcak bir havada yapılmasına karşın vatandaşların büyük ilgi gösterdiği müsabakaların ardından Antalya bölgesi pehlivanlarından Mehmet Selvi başpehlivanlığı elde etti. Başaltında ise Onur Şener rakiplerini geride bırakarak birincilik kürsüsüne geçti.

Trakya Birlik, Kırkpınar'da çok iddialı

Trakya Birlik Spor Kulübü, 646. Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde mücadele edecek 52 güreşçisini tanıttı. Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen, Trakya Birlik Genel Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen tanıtımda, Kırkpınar’da başpehlivanlık hariç tüm boylarda güreşçileri olduğunu belirterek, tüm boylarda başarılı müsabakalar ve iyi dereceler alacaklarını söyledi.

Trakya Birlik Spor Kulübünün Başpehlivanı Ahmet Yavuz’un cezasının (2005'te, doping yaptığı için 2 yıl ceza almıştı) 20 gün sonra bitecek olması nedeniyle bu yıl Kırkpınar’da Edirne’den başa
güreşecek pehlivanın olmadığını belirten Sezen, "Yavuz’un cezasının iptali için çeşitli girişimlerde bulunduk. Fakat olumlu bir cevap alamadık" dedi. Sezen, şunları kaydetti: "Bu konu hakkında Güreş Federasyonu başta olmak üzere tüm ilgili ve yetkili makamlara başvuruda bulunduk. Güreş konusunda duyarlı tüm çevrelere halimizi anlattık. Ancak sonuç alamadık. Nasıl bir kayıpla karşı karşıya olduğumuzu bir ay sonra yapılacak Lalapaşa Yağlı Güreşlerinde başpehlivanımızı seyrederken anlayacaklar. Bizler kulüp olarak nice Ahmet Yavuz'lar yetiştirme gayretindeyiz."
Güreşçilerin basına tanıtılmasının ardından Ahmet Yavuz ve başaltıda güreşecek Basri Diken davul zurna eşliğinde gösteri güreşi yaptı.

Kırkpınar Kayıtları çarşamba başlıyor

29 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında yapılacak 646. Kırkpınar Yağlı Güreşleri için pehlivan kayıtları 27 Haziran Çarşamba günü başlayacak.
Edirne Mimar Spor Salonu'nda saat 12.00'de başlayacak olan kayıtlar, 29 Haziran Cuma, saat 12.00'de sona erecek. Zaten aynı gün ufak boylarda güreşler başlayacak.
Bu sene masrafları kısmayı planlayan Edirne Belediyesi ve Türkiye Güreş Federasyonu arasında yapılan anlaşma gereği, her isteyen er meydanında güreş tutamayacak. Kırkpınar'da güreşmek için, belli bir sayıda yerel güreş turnuvasına katılmış olma şartı getirildi.
Geçen yıl 47 ilden 1638 pehlivanın güreştiği açıklanan Kırkpınar'da bu sene de buna yakın bir rakam bekleniyor.

22 Haziran 2007 Cuma

Kırkpınar'a yabancı ilgisi

Tam olarak tanıtımını beceremesek de Kırkpınar şu anda bile dünyada oldukça ilgi çekiyor. Her sene birçok yabancının geldiği tarihi organizasyonda bu yıl da 21 yabancı medya mensubu görev yapacak. Bu sayı, Türk gazetecilerle birlikte 180'i bulacak.
Edirne Belediye Başkanlığından edindiği bilgiye göre, şimdiye kadar Yunanistan, Bulgaristan, Kore, Almanya, Polonya, Belçika, Fransa, Kanada ve Japonya'dan 21 yabancı gazeteci Kırkpınar güreşlerini izlemek için müracaat etti. Önceki yıl 240 yerel, ulusal ve yabancı basın mensubunun Kırkpınar'da görev yaptığını ifade eden yetkililer, gazetecilerin sayısının final güreşlerinin yapıldığı gün arttığını söyledi.
BBC televizyonun Kırkpınar haftasında Edirne'de çekim yapacağını belirten yetkililer, güreşlerle ilgili canlı yayın yapmak için de Kanal Türk Televizyonu'nun başvurduğunu, bu konuda çalışmaların sürdüğünü kaydetti.

Gökbel Yaylası Güreşleri 7-8 Temmuzda

Gökbel'deki güreşlere geçen yıl birçok başpehlivan katılmıştı.

Antalya'nın Alanya ilçesine bağlı Kestel Belediyesinin organize ettiği 3. Gökbel Yaylası Yağlı Pehlivan Güreşleri'nin hazırlıkları başladı.
Gökbel yaylasında 7-8 Temmuzda gerçekleştirilecek organizasyona yaklaşık 400 pehlivanın katılacağı belirtildi.
Güreşleri izlemek isteyen vatandaşlar için sabahın erken saatlerinden itibaren Atatürk Anıtı önünden otobüs kaldırılacak.

18 Haziran 2007 Pazartesi

Ahmet Yavuz Avrupa'da başpehlivan

Kırpınar'a ev sahipliği yapan Edirne'nin başpehlivanlık kategorisindeki tek ismi olan Ahmet Yavuz'un, üçüncü olduğu 2005 Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde doping yaptığı ortaya çıkmış ve 33 yaşındaki pehlivan 2 yıl çayırlardan men cezası almıştı.
Ahmet Yavuz yağlı güreş özlemini şu sıralar Avrupa'da düzenlenen özel turnuvalarda gideriyor. Yavuz son olarak İsviçre'nin Weinfelden kentinde düzenlenen Uluslararası Yağlı Güreş Turnuvası'nda birinciliği elde etti.
Edirneli pehlivanın cezası 27 Temmuz'da sona eriyor.

Sezgin Yüksel şov yaptı

Tecrübeli pehlivan Sezgin Yüksel (ortada, kispetli), Kırkpınar öncesi oldukça formda.

Geçtiğimiz haftasonu çayırlarda tam anlamıyla Sezgin Yüksel fırtınası esti. İzmitli pehlivan cumartesi günün Gönen'de başpehlivan olup burada üst üste ikinci zaferini elde ederken, pazar günü katıldığı Gebze Hünkar Çayırı Yağlı Güreşleri'nde üst üste üçüncü yıl başpehlivan olmayı başardı.
Sezgin Yüksel, er meydanlarının en renkli simalarından biri. İddialı kişiliği, biraz sivri dili, haksızlığa tahammülü olmaması gibi özelliklerinin yanısıra gücü ve müthiş tekniğiyle adından söz ettiren bir isim. Daha genç bir pehlivanken, Ahmet Taşçı'yla karşılaştığı Kırkpınar finali öncesi fazla mütevazi olma gereği duymayıp, "Vallahi Saffet'i (Kayalı), Cengiz'i (Elbeye) yendik. Ahmet abiye karşı gençliğim var. Ben gençliğimi kullanacağım" demişti. Yenildi gerçi ama bundan sonra hep meydanlarda iddialı bir isim oldu.
Sezgin Yüksel'in başı pek dertten kurtulmadı açıkçası, Başpehlivanlığının ilk senelerinde İzmit'te bir bar işletiyordu. Başka bir barın sahibiyle sürtüşme yaşadığı, bacağından kurşunlandı. 17 Eylül 1999 depreminden sonraki günlerde bir tartışma yaşadığı kayınbiraderini öldürdüğü için ise cezaevine girdi. Ancak çalışmalarını burada devam ettiren Sezgin Yüksel, ilk başlarda eski formunda değil gibi gözükse de asla kendini bırakmadı, yılmadı ve şu anda eskisi gibi güçlü ve iddialı.
Gelelim Yüksel'in haftasonu başpehlivan olduğu güreşlerden haberlere...

İzmitli pehlivan ilk olarak Balıkesir'in Gönen İlçesi'nde 21.'si düzenlenen Gönen Belediyesi Geleneksel Altın Kemerli Sebeplili Hüseyin Pehlivan Yağlı Güreşleri'nde birinci oldu. Kıran kırana geçen başpehlivanlık güreşlerinde finaldeki rakibi Sermest Bulut'u puanlama sonucu yenmeyi başaran Sezgin Yüksel 2. defa Altın kemeri boynuna taktı. Geçen yıl da Gönen güreşlerinde başpehlivan olan Sezgin Yüksel böylelikle altın kemerin sahibi olmaya çok yaklaştı.

Sezgin Yüksel'in ikinci durağı Gebze'de düzenlenen 13. Hünkar Çayırı Yağlı Güreşleri'ydi. Fatih Sultan Mehmet'in Anadolu'ya sefere gittiği sırada otağını kurduğu ve zehirlenerek öldürüldüğü yer olarak bilinen Hünkar Çayırı'nda düzenlenen güreşlerde başpehlivanlığı son 2 yılın da şampiyonu olan Sezgin Yüksel tekrar aldı.
Başpehlivanlık için Ahmet Taşçı, Ziya Ünlü, İrfan Şen, Ekrem Yavuz, Gökhan Arıcı, Ömer Arslantaş, Sezgin Yüksel, Mehmet Yılmaz, Osman Aynur, Mehmet Yılmaz ve Mükerrem Kıyı gibi ünlü pehlivan kispet giydi. Kırkpınar başpehlivanı Osman Aynur, çeyrek final güreşleri sırasında kaşı açıldığı için (aynı olay Kağıthane'de de olmuştu. Buna bir çözüm bulması gerekiyor), doktor raporuyla güreşlerden çekilmek zorunda kaldı. Ahmet Taşçı da ilk turlarda elendi.
Uzun süren eleme güreşleri sonucunda yarı finale Sezgin Yüksel, Ekrem Yavuz, İrfan Şen ve Gökhan Arıcı kaldı. Rakibi Ekrem Yavuz'u yenmeyi başaran Sezgin Yüksel finale kaldı. Yüksel'in rakibi ise Gökhan Arıcı'yı yenen İrfan Şen oldu. Oldukça çekişmeli geçen güreş sonucunda, İrfan Şen, güçlü rakibi Sezgin Yüksel'e yenilmekten kurtulamadı. İki hafta sonra yapılacak olan Kırkpınar Yağlı Güreşleri'ne Gökhan Arıcı ve Ekrem Yavuz gibi genç güreşçilerin hazır ve iyi olduğunu belirten Yüksel, kendisinin ise Hünkar Çayırı'nda son gücünü kullanarak kemeri aldığını söyledi. Sezgin Yüksel, Hünkar Çayır'nda üst üste üç kez başpehlivan olduğu için verilen kemerin de ebedi sahibi oldu.

Domaniç Güreşleri yapıldı

Kırkpınar'dan daha eski olan ve bu yıl 648.'si yapılan Geleneksel Kütahya Domaniç Yağlı Güreşleri 17 Haziran Pazar Günü gerçekleştirildi.
Ebe Çamlığı mevkiinde gerçekleştirilen ve Osmanlı döneminde halkın yaylaya çıkışını simgelen güreşlere çeşitli illerden 144 pehlivan katıldı.
Başpehlivanlığı Antalya’dan Mustafa Kemal Karaboğa kazanırken, Edremitli Cengiz Zengin ikinci, Balıkesir’den Kadir Ergin de üçüncülüğü elde etti.

16 Haziran 2007 Cumartesi

Tekirdağ'da Osman Aynur başpehlivan



43. Tekirdağ Kiraz Festivali etkinlikleri kapsamında düzenlenen, Hüseyin Pehlivan Yağlı Güreşlerinde başpehlivanlığı Osman Aynur kazandı.

Tekirdağ sahil bandında 13 kategoride düzenlenen yağlı güreşlere, toplam 350 güreşçi katıldı. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşlerinde geçen yılın başpehlivanı olan Antalyalı Osman Aynur, Tekirdağ'daki final güreşlerinde Ordulu Mükerrem Kıyı'yı yenerek birinci geldi.

15 Haziran 2007 Cuma

İzmirli pehlivanların bitmeyen çilesi


Türkiye'de yağlı güreş sporunun en önemli sorunlarından biri de antrenman yeri. Malum, bu spor her yerde her zaman yapılacak bir spor değil. Sporcuların kispetlerini giyip yağlanacağı, çim zemine sahip olan, daha da önemlisi yıkanacak yeri bulunan bir alana gereksinimi var.
Kocaeli ve Antalya gibi yağlı güreşte oldukça ileri olan kentlerde bu sorun aşılmış durumda. Ancak İzmirli pehlivanlar oldukça dertli. Daha önce antrenman yaptıkları tesislerden çıkarılan İzmirli güreşçiler (ki aralarında başpehlivanlık kategorisinden Mükerrem Kıyı ve Yüksel Kalay var) Kırkpınar hazırlıklarını, çevre yolu kenarındaki bir alanda yapıyor.
Aslında bu İzmirli pehlivanlar açısından ilk değil. 3 yıl önce kadar yine antrenman yeri sorunu nedeniyle parkta güreş antrenmanı yapmak zorunda kalmışlar ve bu da ulusal ajanslarda haber konusu olmuştu. İnterneti tararken bulduğumuz yukarıdaki resim her şeyi anlatıyor zaten...

Osman Aynur kendine kimleri rakip görüyor?

Osman, bu yıl yerel turnuvalarda başarılı sonuçlar elde ettiğini söyledi.


Kırkpınar'da 2006'nın başpehlivanı Antalyalı Osman Aynur, bu yıl da ayrı başarıyı tekrarlamak istediğini söyledi. Genç pehlivan, Kırkpınar’a çok iyi hazırlandığını söyledi.

Kış süresince ağırlık ve kondisyon ağırlıklı günde çift idman yaptığını ifade eden Aynur, "Nisan ayında yağlı güreş sezonu açıldı. Nisan ayından bu yana düzenlenen yağlı güreşlerde iyi
sonuçlar elde ettim. Kırkpınar’ın favorileriyle yaptığım güreşlerde galip geldim. Bu yıl 646. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’ne başpehlivan olmak için çıkacağım. Hedefim üç kez üst üste başpehlivan olarak altın kemeri almak" dedi.
Osman Aynur, bu yıl kendisine rakip olarak Recep Kara, Şaban Yılmaz, Hasan Tuna ve Gökhan Arıcı’yı gördüğünü kaydetti.

13 Haziran 2007 Çarşamba

Darıca'da başpehlivan Sermest Bulut

Sermest Bulut (sağdaki) bu sene iyi sonuçlar alıyor.


Biz 10 Haziran'da Kağıthane Güreşleri'ni izlediğimiz sırada Kocaeli'nin Gebze ilçesine bağlı Darıca beldesinde de bir yağlı güreş turnuvası yapıldı. (Hatta bizim cazgır 'şu anda İstanbul Darıca'da da güreşler var diyerek yer konusunda yanlış bir bilgi verdi).
Darıca'daki güreşlerde ağırlık Samsun ve Ankaralı pehlivanlardaydı. Başpehlivanlık güreşlerinin finalinde eski Kırkpınar başpehlivanlarından Kenan Şimşek ile Sermest Bulut karşılaştı. Normal sürede iki pehlivan yenişemezken, uzatmalarda rakibini bastırıp altın puan alan Sermest Bulut başpehlivan oldu.
Sermest Bulut sessiz ve derinden gelmeye devame ediyor sonrası. Aslında minderci olan ve gençlerde Avrupa şampiyonluğu bulunan Sermest Bulut, baş güreşlerindeki ilk yılında bir Ekrem Yavuz yada Gökhan Arıcı kadar darbe yapamadı ancak geçen sene çeyrek finalist olarak gücünü gösterdi. Bu sene de yerellerde iyi gidiyor.

12 Haziran 2007 Salı

2007 Kırkpınar Güreşleri Ödül Miktarları



Buyrun, belki yağlı güreşe başlamanıza neden olabilir. Ben kafamı taşlara vuruyorum zaten...

Edirne Belediyesi bu yıl toplam 83.540 YTL (83 milyar 540 milyon) verecek.

Belediye bu yılki başpehlivanlık güreşlerinde birinci olacak güreşçiye 14.000 YTL, ikinciye 11.000 YTL, üçüncüye 4.000 YTL, dördüncüye 4.000 YTL para ödülü verecek.

Başaltı güreşlerinde ise birinci 8.000 YTL, ikinci 6.000 YTL, üçüncü 2.500 YTL, dördüncü de 2.500 YTL para ödülü alacak.

Diğer boylarda dereceye girecek pehlivanlara verilecek ödüller de şöyle belirlendi:
Büyük orta; 1. 3500 YTL, 2. 3000 YTL, 3. 1000 YTL, 4. 1000 YTL.
Küçük orta büyük boy; 1. 2000 YTL, 2. 1700 YTL, 3. 750 YTL, 4. 750 YTL.
Küçük orta küçük boy; 1. 1500 YTL, 2. 1300 YTL, 3. 600 YTL, 4. 600 YTL.
Deste büyük boy; 1. 1100 YTL, 2. 900 YTL, 3. 350 YTL, 4. 350 YTL.
Deste orta boy; 1. 700 YTL, 2. 600 YTL, 3. 250 YTL, 4. 250 YTL.
Deste Küçük Boy; 1. 600 YTL, 2. 500 YTL, 3. 220 YTL, 4. 220 YTL.
Tozkorapan; 1. 500 YTL, 2. 400 YTL, 3. 160 YTL, 4. 160 YTL.
Teşvik; 1. 350 YTL, 2. 300 YTL, 3. 140 YTL, 4. 140 YTL.
Minik (3); 1. 320 YTL, 2. 260 YTL, 3. 120 YTL, 4. 120 YTL.
Minik (2); 1. 300 YTL, 2. 250 YTL, 3. 100 YTL, 4. 100 YTL.
Minik (1); 1. 250 YTL, 2. 200 YTL, 3. 90 YTL, 4. 90 YTL.
En iyi peşrev yapan; 1. 1500 YTL, 2. 1200 YTL, 3. 800 YTL.''

Yolluk ücretleri (YTL)

Başpehlivanlık: 540
Başaltı: 400
Büyükorta: 270
Küçük Orta Büyük ve Küçük Boy, Deste Büyük, Orta ve Küçük boy: 130
Tozkoparan ve Teşvik: 60
Minik boy: 30

Tur Ücretleri (YTL)

Başpehlivanlık: 20
Başaltı: 15
Büyük Orta: 10
Küçük Orta: 8
Deste: 4
(Alt boylara tur ücreti ödenmiyor)

Kırkpınar Bilet Fiyatları Açıklandı



Edirne Belediyesi 2007 Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin bilet fiyatlarını açıkladı. Türkiye'de bilet parası vererek girilen nadir turnuvalardan olan Kırkpınar (Kendi ilinizdeki yerel turnuvada para falan alınmıyor, gidip rahatça izleyin) bu sene 29-30 Haziran ve 1 Temmuz'da yapılacak.

29 Haziran'daki ilk gün güreşleri için para alınmayacak (Bu demek ki bu sefer ilk gün boş tribünler olmayacak. Zaten ufak boyların güreşi için para almak saçmalıktı)

30 Haziran'daki ikinci gün güreşlerinin fiyatları: 1. kategori: 25 ytl, 2. kategori: 15 ytl (Başpehlivanlıkta ilk 3 tur bugün yapılıyor)

1 Temmuz'daki üçüncü gün güreşleri: 1. kategori: 35 ytl, 2. kategori: 20 ytl

Bu biletlerle istediğiniz gibi girip çıkabiliyorsunuz gün boyunca. İllahaki tüm gün oturacaksınız diye bir şart yok.
Biletleri http://www.biletix.com/webbiletix/jsp/eventGroup.jsp?eventGrpCode=278 adresinden bulabilirsiniz.

Yeni Başlayanlar için Yağlı Güreş-2



YAĞLI GÜREŞ VE ÖDÜLLENDİRME

İlk dersimizde yağlı güreşin minder güreşine oranlara güreşçilere daha çok para kazandıran bir spor olduğundan bahsetmiştik. Minder güreşinde uyduruk bir madalya ve kulübünüzden aldığınız maaşla geçinmeniz gerekirken yağlı güreşte performansınıza göre kazandığınız parayı siz belirlersiniz.
Altın Kemerden bahsettik ancak bu daha çok manevi bir şey. Üst üste 3 kere Kırkpınar'ı kazanıp altın kemerin ebedi sahibi olmanız zor, kazanmışsanız da zaten o zamana kadar parayı da vurmuşsunuz demektir. Kırkpınar'daki altın kemer, bir başpehlivana ün kazandırır, yani daha büyük gelirler için bir anahtardır. Yurt içindeki güreşseverler sizi kendi turnuvalarında izlemek ister, bu nedenle organizatörler sizi kendi turnuvalarına getirmek için avuç dolusu para öder.
İşte bu noktada sözleşmeli pehlivan terimi ortaya çıkıyor. Eskiden bir pehlivan kıspeti eline alır başlarmış sıradan İstanbul-Bursa-Balıkesir-Çanakkale... diye. Şimdi pehlivan organizatörleri var, onları arayıp 'şunları şunları getirsene' diyorsunuz. Her pehlivanın bir fiyatı var. En pahalısı Kırkpınar başpehlivanı tabii. Yanlış hatırlamıyorsam Osman Aynur geçen yıl katıldığı her turnuvada 5 bin YTL kadar para istiyordu ki bu minimum fiyat. Adam ilk turda elense dahi sözleşme gereği o parayı pehlivana ödersiniz. Genelde gruplar halinde anlaşma oluyor. Mesela Osman Aynur, Salih Dorum, Bekir Seçim gibi Antalyalı pehlivanlarla paket halinde anlaşma imzalarsınız, hepsi için bir senet kesersiniz, onlar aralarında da paylaşabilir. Ünlü gruplara dahil başaltı pehlivanları da sözleşmeye dahi olabiliyor.
Peki sözleşmeniz yoksa? O zaman sadece belediyenin belirlediği ödüle güreşirsiniz ki başpehlivanlık dışındaki tüm boylar böyle zaten. Her boyun aldığı ödül turnuvanın büyüklüğpüne göre değişir. Bazı turnuvalarda başpehlivana 500 YTL birincilik ödülü verilirken Kırkpınar'da bu ödülü küçük orta birincisine verebiliyorlar! Ancak alt boylarda verilen ödül ev geçindirmeye her zaman yetmeyebilir.
Bir de yolluk denilen para vardır. Güreşlere katılan her pehlivana, hangi turda elenirse elensin verilir. Bu da turnuvaya göre değişir. Kağıthane deste boy pehlivanına 50 YTL verirken Kırkpınar'da ilk turda elenen başpehlivan 540 YTL alıyor. Kırkpınar'da ayırca atlanan tur başına pehlivana 20 YTL ödeniyor.
Yolluk muhabbetinin şöyle bir sorunu var. Bazıları para almak için güreşip ilk turda eleniyor. Bunun önüne geçmek için yıllar önce güreş lisansı olmayanı güreştirmeme kararı aldılar. Ancak yine de güreş lisansı olup aktif güreş yapmayanlar ya da sadece 1-2 turnuvada yer alanlar Kırkpınar'a gelip oldukça iyi olan yolluk paralarına almaya devam ettiler.
Edirne Belediyesi'ni deli eden ve her sene zarar etmelerine yol açan durum da bu. sezoon boyunca hiç güreşmemiş veya 1-2 turnuvaya katılmış, yağlı güreşle alakalı-alakasız herkes Kırkpınar'a gelip güreşiyor. Bir de Kırkpınar'da pehlivanların barınma ve beslenmesi de belediyeye ait. Geçen sene 2000 kadar kişi katıldı. Bu sene belli kıstaslar getirip sayıyı azaltacaklarmış.
Şimdi yine de burada kişisel olarak bir ikilemle karşı karşıya olduğuzu belirtmemiz gerekir. Yağlı güreş diyoruz, 'er meydanı' diyoruz. Temelde isteyen her erkek o meydanda güreşebilir. Alakalı veya alakasız. Kıspetini giyen adamın orada güreşmeye hakkı vardır. Bu nedenle Edirne Belediyesi'nin burada ağlaması biraz yersiz kaçıyor, o zaman yapmayacaksın bu işi kardeşim.
Ya da şöyle bir şey olabilir, isteyen gene katılır ancak yolluk ve ödül alabilmek belli kıstaslara dahi olur, herkese yolluk verilmez. Belli bir güreş sayısını aşan insanlara para verilir.
Ancak yağlı güreşi çok seven ve sırf Kırkpınar'da güreşmek için gelen insanlar var, onların da yüzüne kapı kapatılmamalı. Ayrıca ne kadar çok pehlivan Kırkpınar için o kadar çok nam-şöhret demektir.

Yeni Başlayanlar İçin Yağlı Güreş

Zeytinyağı, yağlı güreşin iki malzemesinden biridir. Ancak artık yalnızca Kırkpınar'da pehlivanlara zeytinyağı verilebiliyor.


Ders 1: Öncelikle ata sporunun öğelerini tanıyalım:

Pehlivan:
Tabii önce güreşecek iki pehlivan bulmamız gerekir. Eskiden pehlivan olmak hakikaten özel bir olaydı. Günümüzde artık minder güreşinin de olması durumları karıştırdı. Şimdilerde pehlivan olan kişilerin (özellikle gençlerden bahsediyorum) çoğu minderci. Kışın minder turnuvalarına katılıp yazın para kazanmak için yağlı güreş yapıyorlar. 2004 Kırkpınar Başpehlivanı ve milli güreşçi Recep Kara'nın 'Çayır olmasa aç kalırdık' sözü bu durumu iyi kanıtlıyor zaten.
Sadece yağlı güreş yapanlar genelde başpehlivanlık kategorisinde olanlar kişiler (Ahmet Taşçı, Mehmet Yılmaz, Hasan Tuna vb.). Dünya ve olimpiyat şampiyonları, federasyondan izin alarak başa güreşebiliyorlar. Recep Kara, Şaban Yılmaz, Ömer Arslantaş (eskilerden Mehmet Güçlü)minderden çayıra geçen ve başarılı olan isimler.
Pehlivan kelimesi farsça, 'pehlevan'dan gelme. Aynı zamanda yanlış bir şekilde kadın ismi olarak kullanılan 'Neriman' da aslında pehlivan demek. Bizde pehlivan lafı 'iri yarı güçlü kişi' anlamında da kullanılır. Ancak sivil hayatta yalnızca minder güreşçilerinin dışarıda güreşçi oldukları çok belli olur. (Şişik koltuklar, kalın ense, kırık kulaklar, aşırı gelişmiş kaslar vb). Yağlı güreş mindere göre daha hareketsiz olduğundan kas gelişimi çok farklıdır, pehlivanların vücutlarında yağ oranı daha fazladır. Bu nedenle özellikle üst boylarda güreş tutanların pek çoğu sizin-benim gibi insanlardır. El enseler nedeniyle oluşan kulak kıkırdağı kırılması ise yağlı güreşte, minder güreşine oranla çok daha azdır.
Özellikle başpehlivanların tek mesleği güreşmektir ancak bunun istisnaları da mümkün. Ömer Arslantaş mesela İzmit BB Güreş Takımı'nın antrenörüydü. Fevzi Çakır Balıkesir'de makine mühendisi, sanayide bir yerde müdürlük yapıyor, Ali Bulut Kırıkkale Ünv'de öğretim görevlisiydi, Kadir Ergin de Kristal Kola'da çalışıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Ayrıca bulundukları yerin belediyesi için güreşen pehlivanlar o belediyelerde işçi olarak gösterilip maaş da alıyor.
Ancak alt boylarda profesyonellik daha düşük çünkü gelirleri daha az olabiliyor. (Yalı güreşte pehlivanların kazancı konusuna sonra değineceğiz)

Kispet:
Pehlivanları bulduk, sırada onlara ne giydireceğimiz var. Kispet adı verilen deri pantolonlar (farsça giyisi anlamına gelen kisve'den gelir) yağlı güreşin başlıca malzemesidir. Eskiden dana ve malak derisinden yapılıyordu ve yağ çektğinde bir kispet 13 kilo falan geliyordu. Ancak artık vidala adı verilen derilerle kispet yapılıyor ve bunun ağırlığı 5 kilo kadar.
Kispet bir pehlivanın oyun yapması için çok önemli. Paça-kazık-kasnak oyunları kispetten tutularak yapılır. Bu nedenle özellikle paçalar iyi bağlanmalı. Kispet'in özellikle kasnak kısmı çok serttir, bağlamak bayağı güç gerektirir. İşte bu noktada göbekli olmak büyük avantaj çünkü o zaman vücudunuz kispete tam oturur. Yağsız bir karnınız varsa kispette daha fazla boşluk olur, daha fazla oyun verirsiniz. Kasnak çok sert deridendir ancak baldırları ve bacakları saran kısımlar daha yumuşaktır.
Kullanılmadığı zaman kispet son derece serttir. Bu nedenle güreş öncesi yağlamanız gerekebilir. Ayrıca duruma göre kispetin kolayca geçmesi için vücudunuzun belli kısımlarını da yağlamanız gerekebiliyor. Bir keresinde kendi pehlivanının kispeti bir türlü giyemeyeşini acıyla izleyen bir antrenörün yanındakine dönerek 'Kispet giymek bir sanattır' demesini unutamam. (Gerçi çocuk da eksta beceriksizdi ya neyse).
Kispet giydikten sonra pehlivan kispetin içini, özellikle vücudun kasık kısımlarını iyice yağlar. Bu hem kazık oyunlarında rakibin işini zorlaştırır hem de sert deriden mamul kispetin vücudu tahriş etmesi engellenir.
Bir de bazı yağlı güreş turnuvalarında yeşil pantolonlu pehlivanlar görürsünüz. Ona pırpıt denir. Pırpıt, daha çok Karadeniz ve Doğu Anadolu'da yapılan karakucak güreşinin (yağlı güreşin yağsız versiyonu) pantolonudur. Alt boydaki pehlivanlar genelde pırpıt giyer. Pırpıt giyenler yüzde 99.9 ya minderci veya karakucakçı ya da bu spora yeni başlamış kişilerdir. Bir de kıspete gçre çok daha ucuzdur. Bir pırpıt 150 YTL deseniz kispet minimum 300 YTL'ye mal olur. Ancak deste büyük boydan itibaren kispet kullanımı şarttır. Pırpıta falan izin yoktur.

Yağ (lanmak):

Kispet giydikten sonra sıra yağlamaya geldi. Esasında yağlı güreşte mutlaka zeytinyağı kullanmak gerekir. Bunu nedeni zeytinyağının asit oranının düşük olması ve pehlivanların gözlerini yakmamasının yanısıra terle reaksiyona giren zeytinyağının bir yıkamada vücuttan kolaylıkla atılabilmesidir. Ayrıca cilt için çok yararlıdır ve aşırı güneş altında vücudunuza maksimum koruma sağlar.
Ancak Türkiye'de koşullar belli. Hemen hemen her turnuvada en ucuz yağlar kullanılır ki bu genelde ayçiçek yağıdır. (Karışık yemeklik yağ kullanıldığını da gördüm). Kırkpınar'da kaliteli zeytin yağı kullanılıyor. Ayçiçek yağı gözü yakmasının yanısıra vücuttan da daha zor çıkıyor.
Yağlanmanın da belli bir rütüeli var aslında. Önce sağ elle sol taraf yağlanır, sonra tersi yapılır. Daha sonra da rakibin sırtı yağlanır.
Yağlı güreşin belki de en tatsız yeri yıkanma faslı sanıyorum. Ben pek çok turnuvada doğru dürüst yıkanma yeri görmedim. Sıcak su zaten yok gibi. Genelde bir itfaye arabası yanaşmış oluyor, ya da 3-5 çeşme oluyor, hortumun ucundan yıkanıyor pehlivanlar. Banyo olayına bir tek Kırkpınar'da rastladım, ama başka illerde de olabilir tabi.

Cazgır:

Pehlivanları halka takdim eden, güreş öncesi manilerle onları ve seyircileri havaya sokan kişidir. Biliyorsunuz Türkçede 'cazgır gibi' bir deyim vardır, çok konuşanlara denir. Hakikaten de meydan da en çok konuşan kişi cazgırdır. Cazgırların manilerini dinlemek oldukça eğlencelidir ancak sürekli yağlı güreşleri takip eden bir insansanız bir yerden sonra rutin gelebiliyor çünkü yıllardır sürekli aynı maniler tekrarlanıp duruyor. Repertuar konusunda maalesef bizim cazgırlar biraz tembel.
Türkiye'nin en tanınmış kişisi, aynı zamanda Kırkpınar Başcazgırı olan Şükrü Kayabaş. Kendini bu müesseseye adamış olan Kayabaş 70'lerin başından beri herhalde bu işi yapıyor. Ancak site olarak bizim kişisel favorimiz, Kayabaş'ın çırağı İnegöllü Pele Mehmet. Adam hakikaten süper yapıyor işi, tam havaya sokuyor izleyenleri, kendisi de havaya giriyor. Ancak elinde mikrofonla bazen olmayacak şeyleri de konuşuyor. 'Yahu aslanım susadık bir su getirin' şeklinde...! Bir de Silivrili bir cazgır var 66 yaşında. Sevimli sempatik bir adamcağız ancak hava atmayı çok seviyor. Kağıthane'de kaç senedir buna genelde başaltı finalini sunduruyorlar. Sunduktan sonra davul-zurna ekibini ne alıp yanına sahayı turluyor, turlarken de 'sizler bizim velinimetimizsiniz' der hep. Ancak 2005'te buna tur attırmamışlardı, 'sırası mı dayı' babından.

Davul-Zurna

Davul-zurna olmadan yağlı güreş kesinlikle olmaz. Herhalde müzikle yapılan ender sporlardandır yağlı güreş. Hem ayrı bir güzellik katıyor hem de mesela sporcuların seslerini falan duymuyorsunuz. (Pehlivanların nefes almalarını dinlemek çok da hoş değil açıkçası.) Güreşlerin temposuna göre hızlı veya yavaş çalarlar. Genelde davul-zurna ekipleri Edirneli Romanlardan oluşuyor. Bunlar meydanın kenarında sandalyelere oturup bir yandan da çalıyorlar. Arada ayağa kalkarlar başkan, ağa falan geldiği zaman. 2006 Kırkpınar'da davul-zurna grubu CHP'li Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün tribününün önüne gidip çalımıştı, daha sonra sıkı Baykal'cı olan CHP'li Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi bunu odaya çekip tartaklamıştı.

Ağa

Yağlı güreşleri himaye eden kişi. Eskiden güreşlerin tüm masrafını falan ağalar karşılarmış ancak şimdi belediyeler var, ağalık daha sembolik bir hal aldı. O yörenin tanınmış iş adamları ağa oluyor genelde. Açık artırma sonucu ağalığı alan kişi bedelini belediyeye ödüyor. Belediye de yine güreşlerin masraflarını karşılıyor. Ancak ağalık bedeli her zaman masrafı karşılamaz, en büyük örnek Kırkpınar. Edirne Belediyesi her sene güreşlerden sonra zarar açıklıyor. (Ki Türkiye'de seyircilerin para vererek girdiği nadir yağlı güreş turnuvalarındandır Kırkpınar)
Ancak Kırkpınar ağalığı bir kişi için gerçekten büyük bir reklam ve itibar kaynağıdır. Bu nedenle alaksız, güreşten anlamayan kişiler de ağa olabiliyor. Türkiye'de ağa diyince aklan gelen ilk isim Mustafa Saruhan'dır bizce. Kırkpınar ağalığı da yapmıştır, Çanakkale-Balıkesir taraflarında bir yerde halen ağalık yapıyor. Güreşten çok iyi anlayan ve söylendiğine göre yılda güreşiçin 300 bin YTL'ye yakın para harcayan Saruhan birçok pehlivanı da himaye ediyor. Rahmetli Hüseyin Şahin, Alper Yazoğlu, Emin Doğan yağlı güreşin önemli ağalarından. Şimdiki Kırkpınar Ağası Adem Tüysüz ise sanırım ayrı bir yazı konusu olur, ilginç bir insan kendileri...

Şalapur Bezi

Hakemlerin bellerine bağlı kuşaklarda sakladığı, pehlivanların gözüne yağ kaçtıklarında onlara verdikleri, biraz bandaj bezini anımsatan beyaz bez parçaları. Ancak Kırkpınar ve büyük turnuvalarda kullanılıyor sadece. Ufak turnuvalarda kağıt peçete kullanılıyor artık.

Altın Kemer

Kırkpınar başpehlivanına verilen oldukça değerli bir ödüldür. Ancak kemer pehlivanda emanettir. Bir sene boyunca o kemerle değişik yerlerde gezer, havasını atar, sonra yeni Kırkpınar'da belediyeye emanet eder. Üst üste üç kez kazanması halinde kemer o zaman ebediyen o pehlivanın olur.
Bununla beraber artık önemli yerel yağlı güreş turnuvaları da artık altın kemer vermeye başladı (Elmalı, Bahçelievler vb.) Onlarda da üst üste 3 kez kazanan kemeri götürüyor.

11 Haziran 2007 Pazartesi

BOXSCORE: KAĞITHANE GÜREŞLERİ

Baş güreşlerine 21 pehlivan katıldı. (foto: kağıthane belediyesi)

16. Kağıthane Yağlı Güreşleri'ndeki başpehlivanlık eşlemelerine geçmeden önce 1-2 ön bilgi.

- Belediye Türkiye'nin önde gelen pehlivanlarını getirmeyi başarmış. Ahmet Taşçı Grubu (Taşçı, Gökhan, Ekrem, Murat), Osman Aynur Grubu (Osman, Bekir, Recep, Salih) buradaydı. Diğer illerden birkaç isim vardı. Samsunlular ve Ankaralılar gelmedi, Antalya'dan Hasan Tuna ve Cengiz Elbeye de yoktu. Toplamda 21 başpehlivan mücadele etti. (Bilmiyenler için uyarı: Bu sadece baş kategorisi için. Yoksa 500 kadar pehlivan vardı toplamda)
- Seribaşı sistemi burada da uygulandı. İlk turlarda güçlüler birbirleriyle eşleşmedi. Seribaşlarını önce çağırıp tekli rakamlar çektirdiler. İlk turda seribaşlarından yalnızca Salih Dorum ve Osman Aynur elendi.

1. tur:
Salih Dorum (Antalya)-Hüseyin İyican (Manisa): Sıkıcı ve hareketsiz bir güreşti. Başa bu sene çıkan İyican rakibini uzatmada yendi. Salih Dorum maç sonrası bayağı üzüldü. Dört yıldır başpehlivanlık kategorisinde başarılı olamayan Dorum yine tat vermedi.
Mehmet Yılmaz (Karamürsel)-Cengiz Zengin (Edremit): Geçen yılın Kağıthane başpehlivanı Cino Mehmet karşısında Cengiz çok sert güreşti. Bir ara da pasif güreştiği için ihtar aldı. Buna karşın Cino Mehmet kazanmasını bildi.
Recep Çakır (Antalya)-Mükerrem Kıyı (İzmir): Asker olduğu için seyircinin büyük sempatisini alan Recep ilk başlarda Mükerrem karşısında biraz zorlandı ancak daha sonra rakibinin direncini kırdı ve tuş etti.
Sezgin Yüksel (Kocaeli)-Nuri Zengin (Antalya): Tecrübeli pehlivan Sezgin Yüksel genel olarak üstündü. Kolay kazandı.
Ziya Ünlü (Kocaeli)-Mustafa Başdemir (Kocaeli): Ziya Ünlü yaşına göre hakikaten çok güçlü ve hareketli. Aynı zamanda çok da teknik. Genç rakibi karşısında hep üstte olan taraftı, kolay kazandı.
Ekrem Yavuz (Karamürsel)-Murat Aydoğdu (Karamürsel): Murat çok hızlı başladı. Paça-kasnaklarla iki kez Ekrem'i tarttı ancak Ekrem her seferinde kurtuldu. Sonra da ani bir atakla rakibinin sırtını yere getirdi. Tecrübe konuştu yani :)
Ömer Arslantaş (Kocaeli)-Fevzi Çakır (Balıkesir): İki güreşçi arasında bariz cüsse farkı vardı. Rakibine göre 2 kat kiloya sahip olduğunu tahmin ettiğim Arslantaş, Çakır'ı eze eze yendi.
Gökhan Arıcı (Karamürsel)-Yüksel Kalay (İzmir): Çok hızlı ve atak olan Gökhan kolay bir galibiyet aldı.
Ahmet Taşçı (Karamürsel)-Nail Kurt (Biga): Sürekli ayakta geçen, oyun yapılmayan tatsız bir güreş oldu. Nail Kurt çok pasif güreşti. Uzatmalarda Taşçı kazandı. Vallahi nasıl kazandığını göremedik, cazgır da sağolsun hiç anons etme gereği duymadı ama Taşçı kazandı sonuçta.
Osman Aynur (Antalya)-Reşat Turgut (Karamürsel): Reşat çok sert güreşti. Mücadele sırasında Osman başından yaralandı, sargı yapıldıktan sonra devam etti. Ancak Reşat yine setliğe devam etti ve Osman'ın kaşı yarıldı, müsabakadan çekildi.
Bekir Seçim - maç yapmadan tur atladı.

2. tur (çeyrek final sayısını 8'e tamamlamak için sadece 6 güreşçi katıldı)

Bekir Seçim - Ekrem Yavuz: Bekir Seçim savunmaya yönelik güreşti. Sürekli ayakta mücadele vardı, hiç oyun yoktu. Uzatmalarda da hiç hamle olmadı, daha çok ihtar alan Bekir Seçim yenik sayıldı.
Gökhan Arıcı - Hüseyin İyican: Gökhan Arıcı ilk anlardan itibaren üstünlüğü ele alıp rakibinin sırtını yere getirdi.
Reşat Turgut - Ömer Arslantaş: Ömer Arslantaş'tan harika bir performans daha izledik. Cüssesini çok iyi kullandı, Reşat da Osman Aynur'la güreşinin aksine biraz daha açık mücadele etti. Hal böyle olunca 10 dakikada falan Ömer Arslantaş tuşla kazandı.

çeyrek final

Ahmet Taşçı - Mehmet Yılmaz: Güreş başladıktan 5-6 dakika sonra alta düşen Taşçı, çırağına pes etti ve geçen yıl da Kağıthane'yi kazanan Cino'nun önünü açtı.
Ömer Arslantaş - Ekrem Yavuz: Zaman zaman hareketlenmeler olsa da genelde tatsız bir mücadeleydi. Puan güreşinde Ömer'i çapraza alan Ekrem rakibini hakem kulesinin altındaki cetvel hakeminin masanına doğru sürdü. Arkaya doğru düşen Arslantaş masanın üstüne düştü ve masayı kırdı. Bu andan sonra bayağı gerginlik oldu, Ömer Arslantaş rakibine bayağı söylendi. Daha sonra bir puan alan Ekrem Yavuz galip geldi.
Ziya Ünlü - Recep Çakır: İki pehlivan da galip gelebilecek oyunlar yaptı. Seyircilerden bayağı alkış aldılar. Recep bir paça kazıkla galip geldi.
Sezgin Yüksel - Gökhan Arıcı: İlk dakikalarda denk görünen mücadelede Gökhan ilerleyen dakikalarda üztünlüğü ele alarak galip geldi.

yarı final

Mehmet Yılmaz - Recep Çakır: Son şampiyon Mehmet Yılmaz genç rakibi önünde fazla varlık gösteremedi. 10 dakikalık bir mücadele sonrası Çakır gelip geldi.
Ekrem Yavuz - Gökhan Arıcı: Aynı kulübün iki pehlivanından Ekrem Yavuz zaten oldukça yorgundu. Arkadaşını fazla zorlamadı. Gökhan, hayatımda gördüğüm en dandik tuşlardan biriyle kazandı. Önce rakibini boyunduruğa alıp ardından kolayla çevirip yendi.

final

Gökhan Arıcı - Recep Çakır: Seyirci desteği, asker olması nedeniyle genelde Recep Çakır'dan yanaydı. İki güreşçi de hızlı bir oyun sergiledi. İkisi de tuş pozisyonları buldu. Gökhan, paçadan kavradığı rakibini iç kazık oyununun yardımıyla tuş etti (Tam göremedim ama öyle olması gerekiyor)

1. Gökhan Arıcı
2. Recep Çakır
3. Ekrem Yavuz
3. Mehmet Yılmaz

KAĞITHANE YAĞLI GÜREŞLERİ YAPILDI


16. Geleneksel Kağıthane Yağlı Güreşleri, 10 Haziran 2007 tarihinde Sadabat Güreş ve Cirit Sahası'nda yapıldı. Önceki yıllara göre çevre düzenlemesi yapılan ve tribün kapasitesi biraz daha artırılan sahadaki güreşlere ilgi gerçekten muazzamdı. Sanıyorum 6 bin kişi vardı. Bazen tribünde inanılmaz sıkışıklıkta oturduk ama tüm izleyiciler halinden memnundu.

Ben protokolün sağında kalan 'maraton tribünü'ne yerleştim. Çevremde Samsunlu ve tokatlı güreşseverler ağırlıklıydı. Samsunlular gerçekten ata sporunu çok seviyor. Hepsi çok bilgiliydi ve sık sık turnuvalara gittikleri konuşmalarından belli oluyordu. Samsunlu sporcuların her galibiyetinde büyük sevinç yaşandı. En bilgili olmanın yanı sıra hakemler üzerinde en çok baskı kurabilen tribün bizimkiydi. İstediğimiz güreşçileri bizim tribünün önüne getirttik. Hatta ben bunu ilk kez gördüm Kağıthane'de, baş birinci tur güreşlerinde başpehlivanlar bizim tarafa bakarak kol bağladılar -ki bilen bilir adettir, protokole karşı kol bağlanır-

Güreş kalitesi açısından son yıllarda gördüğüm en iyi turnuvalardandı. Maçların birçoğu güzel hareketlere sahne oldu. Uzatmalara giden fazla güreş yoktu. Zaten minik boyların çoğu jet hızıyla bitti ama abileri de fazla uzatmadı.

Baş güreşlerinde ayrıntılara sonra değineceğim, ama Gökhan Arıcı'nın başpehlivanlığı bileğinin hakkıyla kazandığını söylemeliyim. Karamürselli pehlivan gerçekten bu sene çok formda. Benim favorim. Cazgırın askerlik yaptığını söylediği (doğru bilgi) ve Kağıthane için özel izin aldığını ifade ettiği (Buna pek inanmadım açıkçası. Kırkpınar'a hazırlanan adam koca hazırlık devresini bir tek Kağıthane'yle geçiremez) Recep Çakır ikinci olurken, Cino Mehmet ve Ekrem Yavuz üçüncülüğü paylaştı.

Gelelim birkaç ayrıntıya:

* Cazgırlardan Şükrü Kayabaş, Silivrili adını hep unuttuğum 66'lık cazgır vardı. Her zamanki gibi yine döktürdüler. Başcazgır Şükrü Kayabaş Kağıthane Belediye Başkanını öve öve bitiremedi. Aslına bakarsanız yağlı güreş sırf nam-şöhret işi zaten. Öyle ki protokolde ağanın ve belediye başkanının tüm konukları teker teker anons edildi. Nurtepe mahalle muhtarından tutun Kastamonu Saadet Partisi il başkanına kadar... Bir de plaket töreni yapıldı, artık alakalı-alakasız herkese plaket verildi. tören sanıyorum 1 saat falan sürdü.

*Ağalık açık artırmasına 15 kişi falan katıldı ancak bunların çoğu görüntü olsun diye. Normalde 1-2 aday vardı ancak diğer güreşlerin konuk ağaları da (Mustafa Saruhan mesela) açık artırma sandalyelerine oturup 1'er milyar falan artırdılar. Cazgır artık sonda 'yahu boş sandalye kaldı, biri bunu doldursun' diyince koptuk zaten. 40 bin ytl'den başlayan ağalık, 110 bin ytl'ye eski ağaya kaldı.

* Her zamanki gibi yağlı güreşler amatör ve profesyonel fotoğrafçıların akınına uğradı. Fotoğraf çeken gazeteci ya 1 ya da 2 taneydi ancak üniversite fotoğraf kulüplerine üye olduğunu düşündüğüm 10 kadar genç kız ve erkek 1-2 saat fotoğraf çekti. Güreşleri sürekli tebessümle izleyen kızlarda hiçbir iğrenme ve beğenmeme işareti göremedim bilakis hoşlarına gitti galiba. Bu arada tribünlerde erkek izleyiciler ezici çoğunluktaydı, fazla bayan seyirci göremedim bu sefer.

* Cazgırlar abartmayı çok seviyor. Özellikle baş güreşlerinde her pehlivanı allayıp pullayıp anlatıyorlar. Mesela geçen yılın başaltı ikincisi Murat Aydoğdu'yu Türkiye başpehlivanı diye tanıttı. Arkamda fazla bildiği belli olmayan bir adam 'Ama başpehlivan başkası değil miydi?' diye sorunca dönüp cazgırın abarttığını söyledim. Gerçi burada cazgırı da suçlamıyorum güreşçileri ezdirmek istemiyor ama bence bilmeyen seyircileri kandırmış oluyor. Zaten bir başarısı olmayan pehlivanların hepsini 'Türkiye başpehlivanlarından' diye takdim etti. Balıkesirli Fevzi Çakır için 'Makine Yüksek Mühendisi aynı zamanda, kariyer sahibi bir pehlivan' tanımı kopardı. Ya tamam mühendis de Ahmet Taşçı kariyersiz mi şimdi kardeşim? Bir de 40 yıllık Bekir Seçim'i 'Antalya'nın yeni yıldızlarından' diye sunmasına gayri ihtiyarı 'Oha' dedim.

* Yerel turnuvaların olmazsa olmazlarından biri de alakasız anonslar. Güreşin en heyecanlı yerinde 'Davullar sus... 34 ep 5544 plakalı aracın sahibi çok acele park yerine' diye bir anons mesela.. Alakalı-alakasız neler dinledik bu sefer de. Çocuk bulundu, anahtar bulundu falan filan
Ama genel olarak bakarsak son derece başarılı bir organizasyondu. Bahçelievler'le beraber İstanbul'da en sık gittim turnuva olan Kağıthane beni yine memnun etti.