13 Aralık 2010 Pazartesi

Efendi başpehlivan veda etti



Amatör futboldan aldığım tadı profesyonel futboldan almadığımı bilmek için kâhin olmaya gerek yok sanırım. Aynı şekilde ata sporu yağlı güreşi çok sevmeme karşın, sonradan uydurulan ve hiçbir felsefi yanı olmayan minder güreşinden açıkçası pek hazzetmem. Yağlı güreş ve amatör futbolun izleyici kitleleri birbirine de benziyor. Nasıl ki amatör futbolda eline çekirdeğini alan sabahtan başlayıp art arda 3-4 maç izliyorsa yağlı güreşlerde de öğlen 10.00-11.00 gibi çayırın kenarında konuşlanan ata sporu fanatikleri -ki bunları binlerle ifade ediyoruz, amatör futbola göre yağlı güreşin çok büyük bir takipçi kitlesi var- akşam saatlerine kadar güneşin altında müsabakaları takip ediyorlar.
Hoşgörünüze sığınarak bu haftaki yazımda futboldan biraz uzaklaşmak istiyorum. Geçen günlerde bir jübile vardı. Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde düzenlenen güreşlerde, Kırkpınar başpehlivanlarından İrfan Şen aktif spor yaşamına son noktayı koydu. Hayatını futbol yazarak kazanan biri olarak hiç futbolcu idolüm olmadı (Bir tek Danimarkalı Mikkel Beck belki, onun da kariyeri erken bitti, daha sonra yazarım) ancak konu yağlı güreş olduğunda İrfan Şen’in benim için yeri ayrıdır. Halk içinde bilinen genel pehlivan modelinin aksine Şen, uzun boyu, rakiplerine göre daha ince ve atletik vücudu, çember sakalı, Karadeniz ve Kafkas halklarına özgü yüz yapısıyla hemen dikkat çeken bir isim... 1997 Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde başaltı ikincisi olarak çıktığı baş kategorisinde bir kez üçüncülük kürsüsüne çıkarken, üç kez çeyrek finale yükseldi. Yalnızca bir kez ilk turda elendi (ki o da 2009’da Murat Gençtürk’le 1-1 biten puanlamada, son puanı Gençtürk aldığı için).
İrfan Şen yağlı güreşin bir güç mücadelesi değil, taktik savaşı olduğunu kanıtlayan en önemli isimlerden biri... Onu özel kılansa haksızlığa asla tahammül etmemesi, her daim hakkını araması... Örneğin 2005 Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde ikinci tur kura çekimi öncesi pehlivanları seribaşı sistemine göre A ve B diye iki torbaya ayırmışlardı. 2004’te çeyrek finalist olan İrfan Şen, 2005’te B torbasına alınmasına tepki göstermişti. Şen’e bazı pehlivanlar da katılmış, boykot tehdidinde bulunmuştu. Daha sonra araya girildi, pehlivanlar boykot kararından vazgeçti. İrfan Şen hariç... Hakkından vazgeçmeye niyeti yoktu, o da o yıl ikinci turda Kırkpınar’dan çekildi. Yolluk ücreti alamayacağını bile bile... Ceza alabileceği ihtimalini bilmesine rağmen...
2002’de Alibeyköy’de Şen’in Antalyalı başpehlivan Hasan Tuna’yla yaptığı güreş sırasında ayağına kramp girmişti. Şen bunu hakeme söylemişti, ancak ne hakem oralı olmuş ne de üstündeki Hasan Tuna müsabakayı bırakmıştı. İrfan Şen bir şekilde kurtuldu ve hışımla hakemin üstüne yürüdü “Ayağıma kramp girdi diyorum, duymuyor musun?” diye... Hakem haksızdı, bir şey diyemedi tabii. Sonra da müsabaka sonuçlanmamasına karşın kızgınlıkla meydanın dışına doğru gitmeye başladı. Neyse bu sefer ikna edilmişti.
Şen’in kariyerindeki dönüm noktalarından biri 2000 yılıydı... Kırkpınar’da yarı finalde, Ahmet Taşçı’nın çırağı Mehmet ‘Cino’ Yılmaz’ı mükemmel bir oyunla açık düşürmüş ancak hakemler görmemişti. O zamanlar videodan itiraz da yoktu, müsabaka devam etmiş ve Mehmet Yılmaz galip gelmişti. Finale çıksaydı kariyeri başka noktalara gider miydi, asla bilemeyeceğiz.
Yağlı güreşlerden önce yapılan peşrevi bilirsiniz... Sadece ısınma amacıyla yapılmaz. Pehlivanlar üç adım geri, daha sonra üç adım ileri yürürler ve sağ dizi üzerine çökerler. Üç adım geri gitmek, ‘Hak, adalet, aşk karşısında boynumuz kıldan ince’ üç adım ileri gitmek de, ‘hedefimiz, amacımız, şehitlik, Hakk’ın rızası, insanların duası’ manasındadır. İrfan Şen, sadece rakipleriyle değil haksızlıkla, adaletsizlikle güreş tutmuş, efendiliğiyle sadece genç pehlivanlara değil, tüm sporculara örnek olmuştur.
Ve İrfan Şen omuzlar üzerinde bıraktı er meydanlarını... Hak ettiği şekilde... Yolun açık olsun büyük usta.



YAZI: EFKAN BUCAK
Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır

9 Ekim 2010 Cumartesi

'Güreş Doğu sporudur demiyorum'



Güreşteki erk mücadelesiyle ilgilendiğini belirten Murat Tosyalı’ya göre “Erk savaşımı, ne Doğu’ya ne de Batı’ya ait. Bu insanlığa ait kültürel bir gösterge.”
Murat Tosyalı, ilk solo sergisiyle Er Meydanı’nı tuvale taşıdı. Ata sporu güreşin yağlı kahramanları bu kez tuvalde yerlerini alıyorlar. Son derece şematik bir biçimsel dille resimlenen bu pehlivanların, toplumsal cinsiyet mağduru mu yoksa arzu nesnesi seyirlik kahramanlar mı olduğuna siz karar vereceksiniz. Murat Tosyalı, Yılmaz Güney, Zeki Müren’den sonra erkeklere ve erkeklerin kime hayran olduklarına böylelikle bakmaya devam ediyor. Sırada kim var dersiniz? Kolbastı yapan erkekler olabilir mi?

Yılmaz Güney, rütbeli bir asker erkek, Gaultier’in parfüm reklamına gönderme yapan anti-model şişman erkek ve şimdi de pehlivanlar, er meydanında güreşen erkekler. Erkekliğin farklı biçim araştırması mı yaptığın? Yoksa Yılmaz Güney’le başlayan serüven kendi kendine mi gelişiyor?
Aslında haklısın, bu kendi kendine gelişen bir araştırma. Erkekliğin farklı biçimleri konusunda düşünüyorum pek tabii... Ancak bu bilinçli verilmiş ve uygulanan bir karar değil. Her bir çalışma bir diğerine bağlanıyor ve ötekini çağırıyor. Konunun içine girdikçe daha önce fark etmediğim ayrıntıları yakalıyor gibi hissediyorum. Ve bu ayrıntılar beni bir başka konuya taşıyor. Gündelik yaşamın sıradanlığı içinde şekillenen bedenlerin taşımayı sürdürdüğü küçük farklılıklarla ilgileniyorum. Beden, hiç farkında olmadan içinde bulunduğu çevrenin bir yansıması, taşıyıcısı haline geliyor. Moda endüstrisini düşün mesela; Gaultier’in, D&G’nın reklamlarındaki genç, zayıf ama kaslı, parlak çocukları. Bunlar bir endüstrinin ürünleri. Ruhları yok, bedenden ibaretler. Ya da askerler... Onlar da bir görevi yapmak üzere programlanmışlar. Hiç kimse bir askerin ne hissettiği, sevgilisini özlediği, o gün içtimaya katılmak yerine Nietzsche okumak istediği ile ilgilenmez.
Hem kadınlar hem de erkekler için yerine getirilmesi gereken işlevden ibaret olan hayatlar var. Aslında feminist hareketin yıllardır kadınlar için verdiği mücadelenin bir benzeri hayatın içinde para kazanmak, vatanı korumak, yarış kazanmaya indirgenen erkekler için de verilmesi gerekiyor. Makineleşmiş hayat, kadınlara farklı erkeklere farklı yerlerden vuruyor. Benim bilinçli olarak yaptığım, sadece bu farkındalığı üretmekte ısrar etmektir.

Zeki Müren’i saymayı unuttum... Morrissey konsere geldiğinde ilk sözü Zeki Müren’di.
Evet hatırlıyorum. Çok normal ondan bahsediyor olması. Zeki Müren, Türkiye’de bugüne kadar benzeri gelmemiş bir figür. Bir başrol oyuncusu. Meydan okuyan, tabu yıkıcı isyankar biri. Ama tüm bu toplum-ahlak-aile reddine rağmen herkese de kendini sevdirmeyi bilmiş. Bunda tabii ki sesinin, yorumunun, müzik bilgisinin büyük etkisi var ama bir biçimde Türkiye’nin ikiyüzlü kişiliğinin de etkisi var. Ahmet Yıldız’ı öldüren memleket, Zeki Müren şarkılarında iç geçirir, hayallere dalar.

Gazeteci ve yazar Ahmet Tulgar geçtiğimiz günlerde Ayşe Arman’a verdiği söyleşinde dedi ki, “Nihayetinde her erkek, erkek vücuduna hayrandır. Çünkü erkeğe güç peşinde olmak öğretilmiş.” Katılıyor musun?
Evet. Haklı bence. Erkeğin diğer erkeğin vücuduna hayran olduğuna katılıyorum. Güreşçiler de son derece iyi bir örnek buna. İyi bir pehlivana bütün erkekler hayrandır. İyi bir futbolcuya ya da kuvvetli herhangi bir diğerine olduğu gibi.

Serginin bülteninde ‘Pehlivan tabloları, sanatçının bir bedene indirgenen ve güç odağı olmak dışındaki işlevlerini yitiren erkekliğe yaptığı bir eleştiridir’ deniyor. Güreşmek senin için bu anlamı mı taşıyor sadece?
Resimlerimi böyle bir hedefle yapmasam da bu cümleye katılıyorum. Güreş, erkekliği, ataerkil yapıyı, güç ve iktidarı sembolize ediyor gibi gelmiştir hep. Her spor türünün bir çıkış noktası vardır ve genelde mücadele etmek ve kazanmaya odaklanmıştır. Bir biçimde güreş, erkini kanıtlama savaşına dönüştüğünde bedene indirgenmiş oluyor.

Resimlerinin karşısına geçtiğimde pehlivanları, sadece bedene dönüşmüş işlevlerini yitiren erkekler olarak görmüyorum. Bilakis senin pehlivanların güzeller, arzuya dair sözleri var, seyirlikler... Erkeklerin toplumsal cinsiyet inşasından ne kadar muzdarip olduklarını anlatan resimler değiller...
Bu senin bakış açın. Bu resimler, arzuya, güzelliğe ama onun yanında çirkinliğe, kaba sabalığa ait de görünebilirler. Tamamen izleyicinin insiyatifinde bu değerlendirme. Benim meselem güzellikle ya da çirkinlikle ilgili değil. Ben daha ziyade mücadelenin, üstün gelme-yenik düşmenin, paylaşmanın ve mücadelenin içinde şekillenmenin resmini yapmakla ilgileniyorum. 

Bu kez fotoğraf değil, tuvalde derdini anlatıyorsun. Resimden beklentin nedir?
Zaten pentürle başlamıştım, oradan baskı tuvallere geçtim, fotoğrafı denedim ve şimdi gene pentürdeyim. Yani aslında malzemeden uzaklaşıp yakınlaşıyorum. Aynı malzemeyle başka neler yapabileceğime bakıyorum. Bir beklentim yok, sadece deniyorum.

Kırkpınar güreşleri hayli oryantalize edilmiş bir konudur. Bütün Fransız fotoğrafçılar her sene oraya taşınır. Sen konuyu pentür pratiğine taşıyorsun. Bu anlamda konunun aracı-mediumu nasıl etkilediğini düşünüyorsun? Er meydanı tuval olduğunda ne oluyor dersin?
Bu konu çok tüketildi aslında ama pentür biraz daha sakinleştirici bir etkiye sahip sanki. Ben Batılı bir bakışla ‘Güreş doğu sporudur’ demiyorum. Güreşteki erk mücadelesiyle ilgileniyorum. Erk savaşımı, ne Doğu’ya ne de Batı’ya ait. Bu insanlığa ait kültürel bir gösterge. Göstergeleri okumaya meraklılar, tuvallerde daha dingin bir değerlendirme yapmak için alan bulacaklar. Çünkü ben o alanı tuvallerde buldum. Fotoğraf çok daha kısa süreli, daha anlık bir şey. Pentür ise, benim için daha yavaş işleyen, daha emek yoğun, zamana yayılan bir çalışma.

Yeni bir galeriyle çalışıyorsun. Genç bir sanatçı olarak galerinden en büyük isteğin nedir?
44a, İstanbul’da yeni açılan galerilerden biri. Sonuçta her galeriyle çalışan sanatçı gibi, akışın ve sanat içindeki yönelimlerin farkında olarak bizi doğru değerlendirmesini ve yönlendirmesini bekliyorum. Ulusal düzlemde olduğu gibi uluslararası düzlemde de bizi temsil etmesi ve yeni bağlantılar kurarak, doğru adımlar atmamızı sağlaması sanırım bir galeriden beklenebilecek en gerekli şey.



SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL SÖNMEZ/RADİKAL GAZETESİ (13.10.2009)

20 Eylül 2010 Pazartesi

Kabakça'da başpehlivan Gökhan Arıcı



İstanbul'un Çatalca ilçesine bağlı Kabakça köyünde bu yıl ikincisi düzenlenen yağlı güreşlerde başpehlivanlığı Karamürselli Gökhan Arıcı kazandı.


Başpehlivanlık için 8 ismin mücadele ettiği güreşlerde ilk turda Gökhan Arıcı Murat Aydoğdu'yla, Güngör Ekin Ahmet Yavuz'la, Sezgin Yüksel Reşat Turgut'la, Ahmet Taşçı Ziya Ünlü'yle karşılaştı. Kıran kırana geçen müsabakaların ardından finalde Sezgin Yüksel'le Gökhan Arıcı karşılaştı. Rakibini yenen Arıcı başpehlivanlığın sahibi oldu.


Güreşlerde ağalığı iş adamı Ayhan Turan elde etti.

19 Eylül 2010 Pazar

Karapürçek'te başpehlivan Sermest Bulut


Ankara Altındağ Belediyesi tarafından bu yıl 20.'si düzenlenen Karapürçek Yağlı Güreşleri'nde başpehlivanlığı Belek Belediyesi adına güreşen Kahramanmaraşlı pehlivan Sermest Bulut elde etti.

Toplam 352 pehlivanın kapıştığı güreşlerde 20 başpehlivan yer aldı. Yarı finalde Sermest Bulut Ahmet Kavakçı'yı, Şükrü Kazan da Aydın Polatçı'yı mağlup etti. Finalde Bulut, Kazan'ı yenerek Karapürçek'in başpehlivanı oldu.

Önceki gün Alaplı'da başpehlivan olan Recep Kara, ilk turda Süleyman Aykırı'yla yaptığı güreş sırasında sakatlandı. Buna rağmen rakibini yenen Kara, çeyrek finalde Aykırı'ya mağlup oldu.

Pehlivanlar cami inşaatı için güreşecek


İzmir'de yapımına altı ay önce başlanan Gaziemir Yeni Cami Sosyal ve Kültürel Hizmet Tesisleri'nin tamamlanması için yağlı güreş turnuvası düzenlenecek. Bilet satışlarından elde edilen gelir, caminin inşaatında kullanılacak.

Organizasyon Sarnıç Piknik Alanı'nda 25 Eylül'de saat 11.00'de başlayacak. Aralarında 11 yıl başpehlivan olmuş, iki altın kemer sahibi Ahmet Taşçı, Mükerrem Kıyı ve Yüksel Kalay'ın da bulunduğu 16 pehlivan, caminin yapımı için er meydanına çıkacak. Bilet fiyatları 5 ile 10 lira olacak yağlı güreşleri, 15 bin kişinin izlemesi hedefleniyor.
Caminin inşaatının tamamlanması için yarışacak 16 başpehlivanın; Ahmet Taşçı, Güngör Ekin, Murat Aydoğdu, Gökhan Arıcı, Reşit Turgut, Ali Rıza Kaya, Mahmut Kayakçı, Ahmet Kayakçı, Mükerrem Kıyı, Yüksel Kalay, Ümit Balta, Mustafa Başdemir, Hüseyin İyican, Enver Erişli, Ali Gökçen ve Kadir Ergin olduğu belirtildi.

Pehlivanlar çamur güreşçilerine karşı!


Edirne’nin İpsala İlçesi’nde bu yıl 11’incisi düzenlenen Çeltik, Kültür ve Sanat Festivali renkli görüntülere sahne oldu.
Festivalde pehlivanlar Serkan Güldürün ve Soner Toto, festival sahnesinin önünde hazırlanan özel pistte güreş tuttu. Daha sonra çeltik tarlasına benzetilen çamurlu havuzda güreş tutacak olan mankenler Rusyalı Minte ve Hollandalı Elena, pehlivanları dikkatle izledi.
Pehlivanların güreşinin bitmesinin ardından iki manken üzerlerindeki beyaz renkli şort ve tişörtlerle sahneye çıktı, peşrev çekerek halkı selamladı. Ardından mankenler çamurlu havuza girdi ve birbirlerine el ense çekerek gösteri güreşi yaptı. Çamurun içinde birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışan mankenleri izleyiciler de alkışlayarak destekledi. Gösteri güreşini ise Çeltik Ağası Seçkin Şimşek sonlandırdı ve iki güzeli de galip saydı.
Güreşin ardından manken güreşçiler ile yağlı pehlivanlar birlikte fotoğraf çektirdi. İpsala Belediye Başkanı Mehmet Karagöz, mankenlere ve pehlivanlara  plaket verdi.
Kaynak: Milliyet

Alaplı'da başpehlivan Recep Kara


Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde düzenlenen 25. Geleneksel Yağlı Pehlivan Güreşleri’nde Recep Kara başpehlivan oldu. Alaplı Spor Salonu yanında özel olarak yapılan güreş meydanında, 14 boyda
yapılan yağlı güreşlere, 290 sporcu katıldı. Mevsim sonu olması nedeniyle özellikle baş ve başaltı kategorilerinde pehlivan sayısı fazlaydı.

Başpehlivanlık için finalde Şaban Yılmaz ile Recep Kara mücadele etti. Kara, rakibini mağlup ederek birinci oldu.
Başaltında Faruk Akkoyun, büyük ortada Feridun Çatak, küçük orta büyük boyda İbrahim Yanık, küçük orta küçük boyda Eyüp Kıyı, deste büyükte Emre Türk, deste ortada Yusuf Erdoğan, deste küçükte Kürşat Korkmaz, tozkoparanda Rıdvan Kaya, teşvikte Onur Tok, minik üçtü Bayram Alihan, minik ikide İzzet Çavdar, minik birde Furkan Çalışkan ve sembolde Kerim Koç birinci oldu.

Ağalığı iş adamı Aydın Semerci kazandı. İzleyicilerin güreşleri izlemek için aldıkları biletlerin numarasına göre yapılan çekilişte 2 kişiye koç armağan edildi.

2 Eylül 2010 Perşembe

Eylül-Ekim ayı yağlı güreşleri



Türkiye Güreş Federasyonu'nun açıkladığı yağlı güreş turnuvaları şöyle...
18 Eylül Cumartesi
Zonguldak - Alaplı
19 Eylül Pazar
Ankara - Altındağ Karapürçek Güreşleri
26 Eylül Pazar
Antalya - Kemer Çamyuva
3 Ekim Pazar
Tokat - Erbaa
3 Ekim Pazar
Çorum - Namazgah
10 Ekim Pazar
Antalya - Döşemealtı
17 Ekim Pazar
Antalya - Belek
24 Ekim Pazar
Antalya Büyükşehir Belediyesi

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Türkiye'de güreşin haritası



türkiye’de yağlı güreş genel olarak 3 topluluk tarafından yapılır&sevilir:

- balkan göçmenleri (özellikle pomaklar)
- kafkas göçmenleri (özellikle abhazlar ve çerkesler)
- yörükler

tabii günümüzde artık kesin ayrımlar yok, özellikle ekonomik kaygılarla minderden yağlıya geçiş yapanlar nedeniyle her toplumdan pehlivan çıkmakta ancak yukarıda saydığım topluluklarda oturmuş bir yağlı güreş kültürü ve sevgisi vardır.

neden yörükler?
öncelikle şunu söyleyeyim, yağlı güreş sadece edirne’de yapılmadığı gibi doğuş yeri de trakya değildi. bu spor, 13. yüzyılın başlarında güneybatı anadolu’da doğmuştu. o dönemde karakucak güreşi yapan türklerin, gündelik hayatta sivrisineklerden korunmak için vücutlarına zeytinyağı süren yerli halktan esinlenerek yarattığı bir spordur yağlı güreş. hatta, sivrisineklerden korunmak için kendileri de yağlanan türk askerlerinin kazara bulduğu bir spor olabilme ihtimali de çok yüksek.
dikkat edilirse, antalya’daki, elmalı yağlı güreşleri, kırkpınar’dan daha eskidir (elmalı 658, kırkpınar 648). eh antalya’da yörükler fazladır. zaten şu anda türk yağlı güreşinin lokomotifi antalya’dır.

neden balkan göçmenleri?
bu konuda kesin bilgiden çok kendi fikrimi söyleyeceğim. yağlı güreşin balkanlara akıncılar tarafından götürüldüğü bir gerçek. buradaki halkın bu sporu tutmasının, eski yunan ve bizans’ta vücudun kum ve yağla ovularak yapılan güreşe alışık olmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. osmanlı döneminde trakya ve rumeli yağlı güreşin 1 numaralı yeriydi. özellikle pomaklar en iyi pehlivanları çıkarırdı (misal kel aliço). balkan savaşları sonrası rumeli halkları türkiye’ye göç ettiklerinde yağlı güreşi de beraberlerinde getirdiler.

neden kafkas göçmenleri?
ben de abhaz ve gürcü kökenli biri olarak bu soruya yanıt vermekte zorlanıyorum. kişisel fikrim, çok koyu ataerkil bir toplum olan kafkas halklarının, son derece maço olan ve erkekliği yücelten yağlı güreşi kendilerine yakın bulması. aynı şekilde yağlı güreşteki dini motiflerin de türkiye’ye göç eden müslüman çerkesleri etkilediği düşünülebilir. balkan göçmenlerinin yağlı güreşle tanışması balkan göçmenleri sayesinde olmuştur biraz. zaten artvin dolaylarında kalan gürcüler mesela karakucak yapmaya devam etmişti. ayrıca sanırım güreş sevgisi biz kafkas halklarında babadan oğula genetik olarak geçiyor.

türkiye’de yağlı güreşin yayılımı
dilerseniz türkiye’de hangi bölgelerde yağlı güreş yapıldığını, nedenleriyle mercek altına alalım (tabii yapılan çok il var ama pehlivan sayısının fazla olduğu ve turnuvalarda başarı elde eden illeri veriyorum):

trakya illeri (kırklareli, tekirdağ, edirne): balkan göçmenlerinin yaşadığı yerler. yağlı güreşin en popüler olduğu il kırklareli, en az yapıldığı yer-kırkpınar’a rağmen- edirne’dir.

kocaeli-sakarya: bir dönem yağlı güreşin başkenti olan karamürsel’de balkan göçmenlerinin ağırlıklı olması tesadüf müdür? sakarya’da yağlı güreş akyazı, hendek ve söğütlü’de ağırlıklıdır ki oralar da balkan-kafkas halkları yaşar.

çanakkale-balıkesir-kısmen bursa: burada manavların da güreşe ilgisi var. bu bölgenin zeytinyağı açısından zengin olması ilgiyi doğal olarak artırıyor.

antalya-muğla-burdur-manisa: yörüklerin yaşadığı yerler.

batı ve orta karadeniz: burası ilginç. mesela batı karadeniz’de zonguldak’ta yağlı güreş yaygındır. sonra araya kastamonu ve sinop girer buralarda ilgi yoktur. sonra samsun, tokat ve ordu’da yağlı güreş çok yapılır. hem zonguldak hem samsun-tokat hattının ortak özelliği? kafkas göçmenlerinin ağırlıkta olması. giresun’dan sonrası güreşle son derece alakasız yerlerdir. artvin ise karakucak’ın başkenti olur.

batı ankara: beypazarı ve nallıhan civarı. melih gökçek’in çabalarıyla ankara’nın merkezinde de popüler olmaya başladı.

türkiye’de ordu-hatay hattının doğusunda yağlı güreş yapılmaz. tek istisna, yılda 1 kez düzenlenen erzurum kaleiçi yağlı güreşleri’dir. orada da alt boylar karakucak, başpehlivanlar yağlı güreş yapar.

balkanlar’da yağlı güreş
ata sporumuz balkanlar’da halen yapılmaktadır...
- yunanistan ve bulgaristan’da türklerin bulunduğu yerlerde yapılmakta. ancak burada yunan ve bulgar pehlivanlar da güreşmekte. bununla birlikte türk pehlivanlarla baş edebilecek durumda değiller.
- makedonya: balkanlar’da yağlı güreşin en popüler olduğu ülke. çoğunlukla ülkenin kuzey kısımlarında arnavutlar tarafından yapılır. makedon halkı yağlı güreşi bilir ancak ‘arnavut sporu’ diyerek sevmez.
- kosova: arnavutlar tarafından genelde prizren taraflarında yapılmakta.

Yine, yeni, yeniden merhaba



2007’de başladığım bu blog’da son yazımı 1 yıl önce yazmışım... Ara verdim, başladım, ara verdim, tekrar başladım. Ama sanıyorum bu kez biraz daha ciddi başlıyorum. Şöyle bir etrafınıza baktığınızda siz de anlayacaksınız.

Türkiye’de yağlı güreş dijital medyada haber, bilgi ve yorum açısından oldukça gerilerde. İnternette şöyle bir arattığınızda belki binlerce fotoğraf bulabilirsiniz ancak bilgi ve yazılı esere geldiğinizde rastladığınız yegane şeyler, eksik yazılmış ajans haberleri.

Ben elimden geldiğince bu boşluğu doldurmaya çalışacağım. Son iki yıldır Ekşi Sözlük’teki hesabımdan yağlı güreşle ilgili birçok şey yazdım, araştırmalarımı yazıya döktüm. Onları yavaş yavaş buraya taşıyacağım.

Niye profesyonel bir site değil de blog’dan başladığıma gelince... Yaptığım işe tamamen hakim olmak istiyorum, kimseye muhtaç olmak istemiyorum... Şimdilik böyle gitsin bakalım, ileride neler olur bilemeyiz elbette...

Saygılarımla

Efkan Bucak