20 Nisan 2011 Çarşamba
Sezonun ilk şampiyonu Güngör Ekin
Kepez Belediyesi’nin, Recep Gürbüz adına düzenlediği 7. Geleneksel Yağlı Güreşleri’nin başpehlivanı, Başkan Hakan Tütüncü adına güreşen Güngör Ekin oldu.
Tarihi Kırkpınar heyecanının yaşandığı Kepez güreşleri, başpehlivanlık final karşılaşması ile sona erdi. Finalde Sermest Bulut’u yenen Güngör Ekin, başpehlivanlık kupasını kaldırdı.
İki güren süren ve Varsak Stadı’nda yapılan güreşlerde, 13 boyda 51’i başpehlivan 700 güreşçi mücadele etti.
Ata sporu güreşin yaşatılması ve geleceğe taşınmasının amaçlandığı Kepez güreşlerini, 15 bine yakın Antalyalı izledi. Bu yıl ki güreşlerde yağlı güreşin altın kemer takan ünlü başpehlivanlarının anılması da devam ettirildi. Geçtiğimiz yıl Cengiz Elbeye’nin anıldığı Kepez güreşleri, bu yıl, 1988’de Kırkpınar’da altın kemer takan Recep Gürbüz adına düzenlendi.
aRALARINDA Mehmet Yeşil Yeşil, Ali Gürbüz, Şaban Yılmaz, Osman Aynur, Gökhan Arıcı, Salih Torun, Hasan Tuna, Recep Kara gibi isimlerinde bulunduğu 51 başpehlivan Kepez çayırına çıktı. Hem seyirci hem güreşçi katılımıyla, cazgırlarıyla, davul zurna ekibiyle, kıran kırana geçen mücadeleleriyle ve ağalık seçimiyle, Kepez güreşlerinde Kırkpınar heyecanı yaşandı. Büyük bir çekişmenin yaşandığı güreşler de birçok sporcu da sakatlandı. Güreşlerde 18 litrelik 20 teneke yağ tüketildi. 15 bin kişiye ücretsiz yemek ikram edildi.
Büyük bir heyecanın yaşandığı 1. 2. 3. ve 4. tur, çeyrek final ve yarı final mücadelelerin ardından Karamürsel bölgesinden Güngör Ekin ile Kahramanmaraş bölgesinden Sermest Bulut finale çıktı.
Final maçında Başkan Hakan Tütüncü adına güreşen Güngör Ekin, rakibini yenerek Kepez Belediyesi 7. Geleneksel Yağlı Güreşleri’nin başpehlivanı oldu. Kepez güreşlerinde Sermest Bulut, ikincilik, Şaban Yılmaz ve Hasan Tuna da üçüncülük kürsüsüne çıktı.
Kepez Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit ve Başkan Tütüncü, Ağa Buzkıran, Güngör Ekin’e altın kemerini ve altın madalyasını taktılar, başpehlivanlık kupasını verdiler. Özyiğit ve Tütüncü, ikincilik ve üçüncülük kupasını da takdim ettiler.
Kepez güreşlerini izleyen Bakan Gönül, 7. Geleneksel Yağlı Güreşleri’nde anılan, Recep Gürbüz’ün oğlu başpehlivan Ali Gürbüz’e plaket takdim etti.
Kepez Belediyesi 7. Geleneksel Yağlı Güreşleri’nin ağası da 125 bin TL ile Ramazan Buzkıran oldu. Üst üste üçüncü kez ağa seçilen Buzkıran, altın kemeri takmayı da hak kazandı. Buzkıran da ağalık altın kemerini, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a hediye edeceğini söyledi.
KEPEZ BELEDİYESİ 7. GELENEKSEL YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ SONUÇLARI
Baş pehlivan
1. Güngör Ekin
2. Sermest Bulut
3. Hasan Tuna
3. Şaban Yılmaz
Başaltı
1.Ünal Karaman
2.Hasan Cengiz
3. Kemal Yılmaz
3. Onur Balcı
Büyükorta
1. Uçar Dede
2.Atilla Balcı
3.Soner Toto
3.Mustafa Okulu
Küçük orta büyük boy
1. Nedim Gürel
2. Semih Turgut
3. Sinan Kaya
3.Osman Yaşak
Küçük orta küçük boy
1. Bilal Kıvrak
2. Aki Topal
3. Serkan Serttürk
3.Doğan Yılmaz
Deste Büyük Boy
1. Muhammet Ahmet Ercan
2. Hasan Borucu
3. Hüseyin Özdemir
3.Osman Sarıdemir
Deste Orta Boy
1. Mustafa Batu
2. Yusuf Minta
3. Berat Pehlivanoğlu
3. Ali Kazım Yavuz
Deste Küçük Boy
1. Recep Duygulu
2. Yusuf Can Zeybek
3. Oğuzhan Borucu
3.Fatih Üstündağ
Ayak
1. Özkan Yılmaz
2. Okan Acar
3. Gökhan Gökçe
3.Eyüp İslamoğlu
Tozkoparan
1.Rıdvan Kaya
2.Şevket Can
3.Bekir Kündü
3.Furkan Keskin
Teşvik-2
1.Cengizhan Şimşek
2.Gürkan Balcı
3.Oğuzhan Yusuf Altın
3.Güner Dayan
Teşvik-1
1.Nail Seyyar
2.Recep Bülbül
3. Yakup Yozgatlı
3.Hasan Ali Karataş
Minik 2
1.Orhan Gök
2.Süleyman Çetin
3.Ramazan Aydın
3.Bayram Kara
Minik 1
1.Tufan Güzel
2.Hasan Güzeller
3.Serdar Yıldırım
3.Görkem Erkal
Kaynak: Kepez Belediyesi
13 Aralık 2010 Pazartesi
Efendi başpehlivan veda etti
Amatör futboldan aldığım tadı profesyonel futboldan almadığımı bilmek için kâhin olmaya gerek yok sanırım. Aynı şekilde ata sporu yağlı güreşi çok sevmeme karşın, sonradan uydurulan ve hiçbir felsefi yanı olmayan minder güreşinden açıkçası pek hazzetmem. Yağlı güreş ve amatör futbolun izleyici kitleleri birbirine de benziyor. Nasıl ki amatör futbolda eline çekirdeğini alan sabahtan başlayıp art arda 3-4 maç izliyorsa yağlı güreşlerde de öğlen 10.00-11.00 gibi çayırın kenarında konuşlanan ata sporu fanatikleri -ki bunları binlerle ifade ediyoruz, amatör futbola göre yağlı güreşin çok büyük bir takipçi kitlesi var- akşam saatlerine kadar güneşin altında müsabakaları takip ediyorlar.
Hoşgörünüze sığınarak bu haftaki yazımda futboldan biraz uzaklaşmak istiyorum. Geçen günlerde bir jübile vardı. Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde düzenlenen güreşlerde, Kırkpınar başpehlivanlarından İrfan Şen aktif spor yaşamına son noktayı koydu. Hayatını futbol yazarak kazanan biri olarak hiç futbolcu idolüm olmadı (Bir tek Danimarkalı Mikkel Beck belki, onun da kariyeri erken bitti, daha sonra yazarım) ancak konu yağlı güreş olduğunda İrfan Şen’in benim için yeri ayrıdır. Halk içinde bilinen genel pehlivan modelinin aksine Şen, uzun boyu, rakiplerine göre daha ince ve atletik vücudu, çember sakalı, Karadeniz ve Kafkas halklarına özgü yüz yapısıyla hemen dikkat çeken bir isim... 1997 Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde başaltı ikincisi olarak çıktığı baş kategorisinde bir kez üçüncülük kürsüsüne çıkarken, üç kez çeyrek finale yükseldi. Yalnızca bir kez ilk turda elendi (ki o da 2009’da Murat Gençtürk’le 1-1 biten puanlamada, son puanı Gençtürk aldığı için).
İrfan Şen yağlı güreşin bir güç mücadelesi değil, taktik savaşı olduğunu kanıtlayan en önemli isimlerden biri... Onu özel kılansa haksızlığa asla tahammül etmemesi, her daim hakkını araması... Örneğin 2005 Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde ikinci tur kura çekimi öncesi pehlivanları seribaşı sistemine göre A ve B diye iki torbaya ayırmışlardı. 2004’te çeyrek finalist olan İrfan Şen, 2005’te B torbasına alınmasına tepki göstermişti. Şen’e bazı pehlivanlar da katılmış, boykot tehdidinde bulunmuştu. Daha sonra araya girildi, pehlivanlar boykot kararından vazgeçti. İrfan Şen hariç... Hakkından vazgeçmeye niyeti yoktu, o da o yıl ikinci turda Kırkpınar’dan çekildi. Yolluk ücreti alamayacağını bile bile... Ceza alabileceği ihtimalini bilmesine rağmen...
2002’de Alibeyköy’de Şen’in Antalyalı başpehlivan Hasan Tuna’yla yaptığı güreş sırasında ayağına kramp girmişti. Şen bunu hakeme söylemişti, ancak ne hakem oralı olmuş ne de üstündeki Hasan Tuna müsabakayı bırakmıştı. İrfan Şen bir şekilde kurtuldu ve hışımla hakemin üstüne yürüdü “Ayağıma kramp girdi diyorum, duymuyor musun?” diye... Hakem haksızdı, bir şey diyemedi tabii. Sonra da müsabaka sonuçlanmamasına karşın kızgınlıkla meydanın dışına doğru gitmeye başladı. Neyse bu sefer ikna edilmişti.
Şen’in kariyerindeki dönüm noktalarından biri 2000 yılıydı... Kırkpınar’da yarı finalde, Ahmet Taşçı’nın çırağı Mehmet ‘Cino’ Yılmaz’ı mükemmel bir oyunla açık düşürmüş ancak hakemler görmemişti. O zamanlar videodan itiraz da yoktu, müsabaka devam etmiş ve Mehmet Yılmaz galip gelmişti. Finale çıksaydı kariyeri başka noktalara gider miydi, asla bilemeyeceğiz.
Yağlı güreşlerden önce yapılan peşrevi bilirsiniz... Sadece ısınma amacıyla yapılmaz. Pehlivanlar üç adım geri, daha sonra üç adım ileri yürürler ve sağ dizi üzerine çökerler. Üç adım geri gitmek, ‘Hak, adalet, aşk karşısında boynumuz kıldan ince’ üç adım ileri gitmek de, ‘hedefimiz, amacımız, şehitlik, Hakk’ın rızası, insanların duası’ manasındadır. İrfan Şen, sadece rakipleriyle değil haksızlıkla, adaletsizlikle güreş tutmuş, efendiliğiyle sadece genç pehlivanlara değil, tüm sporculara örnek olmuştur.
Ve İrfan Şen omuzlar üzerinde bıraktı er meydanlarını... Hak ettiği şekilde... Yolun açık olsun büyük usta.
YAZI: EFKAN BUCAK
Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır
9 Ekim 2010 Cumartesi
'Güreş Doğu sporudur demiyorum'
Güreşteki erk mücadelesiyle ilgilendiğini belirten Murat Tosyalı’ya göre “Erk savaşımı, ne Doğu’ya ne de Batı’ya ait. Bu insanlığa ait kültürel bir gösterge.”
Murat Tosyalı, ilk solo sergisiyle Er Meydanı’nı tuvale taşıdı. Ata sporu güreşin yağlı kahramanları bu kez tuvalde yerlerini alıyorlar. Son derece şematik bir biçimsel dille resimlenen bu pehlivanların, toplumsal cinsiyet mağduru mu yoksa arzu nesnesi seyirlik kahramanlar mı olduğuna siz karar vereceksiniz. Murat Tosyalı, Yılmaz Güney, Zeki Müren’den sonra erkeklere ve erkeklerin kime hayran olduklarına böylelikle bakmaya devam ediyor. Sırada kim var dersiniz? Kolbastı yapan erkekler olabilir mi?
Yılmaz Güney, rütbeli bir asker erkek, Gaultier’in parfüm reklamına gönderme yapan anti-model şişman erkek ve şimdi de pehlivanlar, er meydanında güreşen erkekler. Erkekliğin farklı biçim araştırması mı yaptığın? Yoksa Yılmaz Güney’le başlayan serüven kendi kendine mi gelişiyor?
Aslında haklısın, bu kendi kendine gelişen bir araştırma. Erkekliğin farklı biçimleri konusunda düşünüyorum pek tabii... Ancak bu bilinçli verilmiş ve uygulanan bir karar değil. Her bir çalışma bir diğerine bağlanıyor ve ötekini çağırıyor. Konunun içine girdikçe daha önce fark etmediğim ayrıntıları yakalıyor gibi hissediyorum. Ve bu ayrıntılar beni bir başka konuya taşıyor. Gündelik yaşamın sıradanlığı içinde şekillenen bedenlerin taşımayı sürdürdüğü küçük farklılıklarla ilgileniyorum. Beden, hiç farkında olmadan içinde bulunduğu çevrenin bir yansıması, taşıyıcısı haline geliyor. Moda endüstrisini düşün mesela; Gaultier’in, D&G’nın reklamlarındaki genç, zayıf ama kaslı, parlak çocukları. Bunlar bir endüstrinin ürünleri. Ruhları yok, bedenden ibaretler. Ya da askerler... Onlar da bir görevi yapmak üzere programlanmışlar. Hiç kimse bir askerin ne hissettiği, sevgilisini özlediği, o gün içtimaya katılmak yerine Nietzsche okumak istediği ile ilgilenmez.
Hem kadınlar hem de erkekler için yerine getirilmesi gereken işlevden ibaret olan hayatlar var. Aslında feminist hareketin yıllardır kadınlar için verdiği mücadelenin bir benzeri hayatın içinde para kazanmak, vatanı korumak, yarış kazanmaya indirgenen erkekler için de verilmesi gerekiyor. Makineleşmiş hayat, kadınlara farklı erkeklere farklı yerlerden vuruyor. Benim bilinçli olarak yaptığım, sadece bu farkındalığı üretmekte ısrar etmektir.
Zeki Müren’i saymayı unuttum... Morrissey konsere geldiğinde ilk sözü Zeki Müren’di.
Evet hatırlıyorum. Çok normal ondan bahsediyor olması. Zeki Müren, Türkiye’de bugüne kadar benzeri gelmemiş bir figür. Bir başrol oyuncusu. Meydan okuyan, tabu yıkıcı isyankar biri. Ama tüm bu toplum-ahlak-aile reddine rağmen herkese de kendini sevdirmeyi bilmiş. Bunda tabii ki sesinin, yorumunun, müzik bilgisinin büyük etkisi var ama bir biçimde Türkiye’nin ikiyüzlü kişiliğinin de etkisi var. Ahmet Yıldız’ı öldüren memleket, Zeki Müren şarkılarında iç geçirir, hayallere dalar.
Gazeteci ve yazar Ahmet Tulgar geçtiğimiz günlerde Ayşe Arman’a verdiği söyleşinde dedi ki, “Nihayetinde her erkek, erkek vücuduna hayrandır. Çünkü erkeğe güç peşinde olmak öğretilmiş.” Katılıyor musun?
Evet. Haklı bence. Erkeğin diğer erkeğin vücuduna hayran olduğuna katılıyorum. Güreşçiler de son derece iyi bir örnek buna. İyi bir pehlivana bütün erkekler hayrandır. İyi bir futbolcuya ya da kuvvetli herhangi bir diğerine olduğu gibi.
Serginin bülteninde ‘Pehlivan tabloları, sanatçının bir bedene indirgenen ve güç odağı olmak dışındaki işlevlerini yitiren erkekliğe yaptığı bir eleştiridir’ deniyor. Güreşmek senin için bu anlamı mı taşıyor sadece?
Resimlerimi böyle bir hedefle yapmasam da bu cümleye katılıyorum. Güreş, erkekliği, ataerkil yapıyı, güç ve iktidarı sembolize ediyor gibi gelmiştir hep. Her spor türünün bir çıkış noktası vardır ve genelde mücadele etmek ve kazanmaya odaklanmıştır. Bir biçimde güreş, erkini kanıtlama savaşına dönüştüğünde bedene indirgenmiş oluyor.
Resimlerinin karşısına geçtiğimde pehlivanları, sadece bedene dönüşmüş işlevlerini yitiren erkekler olarak görmüyorum. Bilakis senin pehlivanların güzeller, arzuya dair sözleri var, seyirlikler... Erkeklerin toplumsal cinsiyet inşasından ne kadar muzdarip olduklarını anlatan resimler değiller...
Bu senin bakış açın. Bu resimler, arzuya, güzelliğe ama onun yanında çirkinliğe, kaba sabalığa ait de görünebilirler. Tamamen izleyicinin insiyatifinde bu değerlendirme. Benim meselem güzellikle ya da çirkinlikle ilgili değil. Ben daha ziyade mücadelenin, üstün gelme-yenik düşmenin, paylaşmanın ve mücadelenin içinde şekillenmenin resmini yapmakla ilgileniyorum.
Bu kez fotoğraf değil, tuvalde derdini anlatıyorsun. Resimden beklentin nedir?
Zaten pentürle başlamıştım, oradan baskı tuvallere geçtim, fotoğrafı denedim ve şimdi gene pentürdeyim. Yani aslında malzemeden uzaklaşıp yakınlaşıyorum. Aynı malzemeyle başka neler yapabileceğime bakıyorum. Bir beklentim yok, sadece deniyorum.
Kırkpınar güreşleri hayli oryantalize edilmiş bir konudur. Bütün Fransız fotoğrafçılar her sene oraya taşınır. Sen konuyu pentür pratiğine taşıyorsun. Bu anlamda konunun aracı-mediumu nasıl etkilediğini düşünüyorsun? Er meydanı tuval olduğunda ne oluyor dersin?
Bu konu çok tüketildi aslında ama pentür biraz daha sakinleştirici bir etkiye sahip sanki. Ben Batılı bir bakışla ‘Güreş doğu sporudur’ demiyorum. Güreşteki erk mücadelesiyle ilgileniyorum. Erk savaşımı, ne Doğu’ya ne de Batı’ya ait. Bu insanlığa ait kültürel bir gösterge. Göstergeleri okumaya meraklılar, tuvallerde daha dingin bir değerlendirme yapmak için alan bulacaklar. Çünkü ben o alanı tuvallerde buldum. Fotoğraf çok daha kısa süreli, daha anlık bir şey. Pentür ise, benim için daha yavaş işleyen, daha emek yoğun, zamana yayılan bir çalışma.
Yeni bir galeriyle çalışıyorsun. Genç bir sanatçı olarak galerinden en büyük isteğin nedir?
44a, İstanbul’da yeni açılan galerilerden biri. Sonuçta her galeriyle çalışan sanatçı gibi, akışın ve sanat içindeki yönelimlerin farkında olarak bizi doğru değerlendirmesini ve yönlendirmesini bekliyorum. Ulusal düzlemde olduğu gibi uluslararası düzlemde de bizi temsil etmesi ve yeni bağlantılar kurarak, doğru adımlar atmamızı sağlaması sanırım bir galeriden beklenebilecek en gerekli şey.
SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL SÖNMEZ/RADİKAL GAZETESİ (13.10.2009)
20 Eylül 2010 Pazartesi
Kabakça'da başpehlivan Gökhan Arıcı
İstanbul'un Çatalca ilçesine bağlı Kabakça köyünde bu yıl ikincisi düzenlenen yağlı güreşlerde başpehlivanlığı Karamürselli Gökhan Arıcı kazandı.
Başpehlivanlık için 8 ismin mücadele ettiği güreşlerde ilk turda Gökhan Arıcı Murat Aydoğdu'yla, Güngör Ekin Ahmet Yavuz'la, Sezgin Yüksel Reşat Turgut'la, Ahmet Taşçı Ziya Ünlü'yle karşılaştı. Kıran kırana geçen müsabakaların ardından finalde Sezgin Yüksel'le Gökhan Arıcı karşılaştı. Rakibini yenen Arıcı başpehlivanlığın sahibi oldu.
Güreşlerde ağalığı iş adamı Ayhan Turan elde etti.
19 Eylül 2010 Pazar
Karapürçek'te başpehlivan Sermest Bulut
Ankara Altındağ Belediyesi tarafından bu yıl 20.'si düzenlenen Karapürçek Yağlı Güreşleri'nde başpehlivanlığı Belek Belediyesi adına güreşen Kahramanmaraşlı pehlivan Sermest Bulut elde etti.
Toplam 352 pehlivanın kapıştığı güreşlerde 20 başpehlivan yer aldı. Yarı finalde Sermest Bulut Ahmet Kavakçı'yı, Şükrü Kazan da Aydın Polatçı'yı mağlup etti. Finalde Bulut, Kazan'ı yenerek Karapürçek'in başpehlivanı oldu.
Önceki gün Alaplı'da başpehlivan olan Recep Kara, ilk turda Süleyman Aykırı'yla yaptığı güreş sırasında sakatlandı. Buna rağmen rakibini yenen Kara, çeyrek finalde Aykırı'ya mağlup oldu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




