11 Ekim 2007 Perşembe

Yağlı Güreş Tarihi


Belki yapanların bile bilmediği şey, yağlı güreşin kökenidir. Bu konuda birçok tartışma var, hatta güreş otoriteleri bile fikir birliğine varabilmiş değil.
Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturalım: Yağlı güreşin tarihi ile Kırkpınar'ın tarihi farklıdır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri Türkler'in Rumeli'ne geçtiği zamanlarda, yani 1361'de başlamıştır. Ancak o zamanlar yağlı güreşler zaten yapılıyordu. Ancak birçok kaynakta yağlı güreşin yalnızca Kırkpınar'dan ibaret olduğu sanılıyor.
Yağlı güreşin tam olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte tahmini 12. yüzyılın başlarında, Batı Anadolu'nun fethinden sonra geliştirilmiştir. Türkler o zamana kadar karakucak güreşi yağıyordu. Keçi kılından pırpıtlar giyip, üst çıplak, ayaklarda bot (yada her neyse artık) varken güreş tutuyorlardı.
Bu arada, Batı Anadolu'da insanlar hem güneş hem de sivrisineklerin zararlı etkilerinden korunmak için günlük hayatlarında vücutlarına zeytinyağı sürüyordu. Haliyle güreş müsabakaları yaparken de vücutları yağlı oluyordu.
Yaygın iddia, Türklerin eski yunandan gelen güreşi bizans vasıtasıyla alıp geliştirdikleri yönündedir. Bazı kaynaklarda eski yunanlıların pankriaton isimli güreş türünü yaparken vücutlarını zeytinyağı ve kumla ovdukları belirtilmektedir ancak pankriaton güreş ve dövüş karışımı biraz sert bir spordur ve yağlı güreşin bundan esinlendiği biraz olasılık dışı.
Şurası bir gerçek ki atalarımızın Batı Anadolu'nun Bizanslı yerel halkından esinlendiği tek şey yağlanmak olmuştur. Tabii o zamanlar kafalarından tam olarak ne geçiyordu bilemeyiz ancak yağlanma fikrini orjinal buldukları muhakkak.
Yağlanara güreşmeye karar verildikten sonra tabii olay bunu geliştirmeye geldi. Eski Yunanlılar çıplak güreşirdi, Batı Anadolulular da büyük olasılık dini tesettüre uygun güreşmiyorlardı! Böylece kispet geliştirildi. Çıplak vücuta güreşmek imkansızdı ancak atalarımız islami kurallara göre maksimum çıplaklığı sağladı: Yalnızca göbek altı ve diz altı arasını kispetle örttüler. Yağlanınca meşinleşen dana ve malak derilerinden kapılan kispet bu spora cuk oturdu.
Zamanla yağlı güreş bir ritüel halini aldı. Peşrev işin içine dahil oldu. Tam kesin olmamakla beraber benim şahsi fikrim peşrevin Kırkpınar sonrası eklene eklene gelişme gösterdi. Zaten yağlı güreş, Kırkpınar efsanesi sonrası dini ve milli bir değer kazandı. Özünde bir kültür-fizik ve ısınma hareketleri bütünü olan peşrev aynı zamanda birçok dini alt mesajı da taşıyor ('topraktan geldik toprağa gideceğiz' veya rakibe 'sen benim ustamsın' anlamını ifade eden hareketler vb.)
yağlı güreşteki mevcut birçok öğe Kırkpınar'ın doğuşundan sonra yüzyıllar boyunca gelişerek günümüze geldi ancak yağlı güreşin doğuşu Güneybatı Anadolu'dur. Bu nedenle ki Elmalı Yağlı Güreşleri, kendisinden daha ünlü olan Kırkpınar'a göre daha eskidir.

4 Ekim 2007 Perşembe

Türk Sineması’nda Yağlı Güreş


Türk toplumsal hayatında derin izlere sahip ata sporu yağlı güreşin Türk sinemasında yer almaması elbette düşünülemez. Ancak Japonların güreşi sumonun bırakın ülkedeki yerel sinemada, dünya sinemasındaki yeri göz önüne alındığında yağlı güreşin Türk sinemasındaki yeri yeterli değildir (Dünya sinemasına açamadık zaten halen).

Yağlı güreş genelde arka plan spor olarak çok yer alıyor filmlerimizde. Kahramanlar bir vesile ile güreşleri izlemeye gidiyor, arka planda güreşler yapılırken senaryo akıyor. Mesela Serpil Çakmaklı’nın bir filmindeki babası güreş ağasıydı. Mehmet Güçlü falan da güreşiyordu. Hatta babası güreşten sonra etrafındakilere ‘Yahu o genç çocuğun ismi Mehmet Güçlü müydü? Ezdi rakiplerini’ diyordu.

Pehlivan
Türk sinemasında yağlı güreşin bir numaralı filmi şüphesiz Zeki Ökten’in 1984 yapımı ‘Pehlivan’ı. Başrolünü Tarık Akan’ın oynadığı bu filmde, işsiz kaldıktan sonra yaşamını pehlivan olarak sürdüren Bilal’in hikayesine tanık oluyoruz.
Film, o zamanların pehlivanlarının sıkıntılarını gözler önüne seriyor. Şimdiki gibi kulüpler ve sözleşmeli pehlivanlık yok, pehlivan kispetini alıp köy köy geziyor.

Filmin son 25 dakikalık kısmı 1984’ün Kırkpınar’ında geçiyor. Son derece güzel ve akıcı güreş sahneleri var. Ancak yağlı güreşten bihaber bir kitleye hitap ettiğinden yönetmen Zeki Ökten biraz ‘hile’ yapmaktan geri kalmamış. Mesela ilk gün güreşen bir çifti filmde ikinci gün de güreşirken görüyoruz! Tamam filmde de güreşler üç gün sürüyor, orada gerçekçiliği yakalamışlar ancak üçüncü gün bile çayır dopdolu! Ancak dediğimiz gibi görsel anlamda gerçekten başarılı.

Gelelim oyuncu performanslarına. Zaman, bir aktörün bir yılda onlarca film çektiği zamanlar. Sanırım bu nedenle Tarık Akan rolüne çalışacak zamanı bulamamış. Her ne kadar filmin güreş danışmanı başçazgır Şükrü Kayabaş olsa bile Tarık Akan’ın güreş sahneleri son derece amatörce. Rakiplerini ancak sarma ve kleyle yenebiliyor. Ha bir de rakibin müthiş yardımı bir şak kündesiyle! Filmde Tarık Akan’ın ustası rolündeki rahmetli Yaman Okay daha da kötü. Paça-kasnak alıp kendi çırağını süremeyen bir usta pehlivan izliyoruz! (Bu arada Tarık Akan’ın tek yağlı güreş performansı bu değildir. Bir komedi filminde Hulusi Kentmen’le yağlı güreş yapar ve fena yenilir. Söz konusu filmde güreş delisi zeytinyağı kralına yaranmak için Filiz Nurullah’ın torunu olduğunu söyler, sonra bir gün Kentmen’le güreşmek durumunda kalır)

Yapılırken üzerinde pek durulmamış havası verse bile şüphesiz Pehlivan, Türk yağlı güreşinin beyaz perdedeki en önemli temsilcisi durumunda.

Züğürt Ağa
Tamam konu ağalık, köy ve kent yaşamı arasındaki farklılıklar olsa bile Züğürt Ağa’nın yan konularından biri yağlı güreş. Yağlı güreşin bilinmediği Güneydoğu’da Haraptar’ın ağası, askerde öğrendiği yağlı güreşi köyünde yapar. Filmde 2 güreş izleriz. Açıkçası Şener Şen’in pehlivanlığı Tarık Akan’dan daha iyi. Filmde şikeli güreşlere güzel bir gönderme var.

Tosun Paşa
Gerçi yağlı güreşle biraz dalgasını geçse de Türk sinemasının en unutulmaz güreş performansı bu filmde yapılır. Daha doğrusu yağsız güreş demeliyiz. Dikkat edilirse Şener Şen kepçeyle yağ dökmez, kepçe boştur. Kispetler de gerçek kispet değil, son derece kalitesiz deri pantolonlardır. Defalarca sırtı yere gelmesine karşın Tosun Paşa sonunda kazanır!

Efkan BUCAK
4 Ekim 2007

19 Eylül 2007 Çarşamba

FILA'nın trajikomik turnuvası

Dünya Geleneksel Güreşler Festivali'nde yağlı güreş gösterisi de vardı. Yine en kral güreş türünün bizim ata sporumuz olduğu görüldü. (Foto: FILA)


Eylül ayının başlarında Antalya'nın Çamyuva beldesinde bir güreş organizasyonu oldu bilmem haberiniz var mı?: 'Dünya Sambo, Plaj Güreşi ve Geleneksel Güreşler Festivali'.

Dünya üzerindeki tüm güreş türlerini hakimiyeti altına almak isteyen Uluslararası Güreş (Minder güreşi tabi) Federasyonları Birliği FILA'nın bu yıl ikincisini düzenlediği akıllara zarar bir organizasyon.
Daha önce de söyledik, ABD gibi kendine has güreş türü olmayan birkaç ülke hariç serbest ve grekoromen güreş türleri dünyada popülaritesini giderek kaybetmekte. Zorlama olarak doğan bu iki güreş türünü insanlara kabul ettirmek için yapılan tüm çalışmalar başarısız oldu. Ülkelere uluslar arası madalya kazandırmasa tamamen kaybolmaya mahkum iki tür. Tehlikenin farkındaki FILA da tüm güreş türlerini hakimiyeti altına almak istiyor. Bu nedenle böyle bir organizasyonu düzenliyor.
Uluslararası Sambo Şampiyonası'yla başlayalım. Sambo Rusların ata sporudur. Judo-güreş karışımıdır. Rusya Sambo Federasyonu kendi güreş federasyonundan ayrı bir oluşum ve haliyle FILA'nın boyunduruğu altına girmek istemiyor. Sambonun geliştiği gider Doğu Avrupa ülkeleri de Rusya'nın yanında. Bu nedenle sambonun en iyi yapıldığı ülkeler FILA tarafından tanınmaya kendi turnuvalarını geniş seyirci toplulukları önünde yaparken FILA'nın uluslararası turnuvasında minder güreşçileri sambo yaptı! Yoksa sambo şampiyonasına katılan Türkiye nasıl sporcu çıkarsın?
Zaten FILA'nın amacı diğer güreş türlerini minderin arka bahçesi yapmak. Samboyu da minderciler yapsın, yağlı güreşi de minderciler yapsın, gouren ve schwingen'in de boş zamanlarından minderciler yapsın...
Plaj Güreşi de FILA'nın yeni icatlarından. Güreşe ilgi çekmek için yapılan bir tür. Ancak şu ana kadar ABD hariç ilgi çekmiş değil. (Bu arada ABD'nin güreş kültürünü başka bir yazıda anlatmak isterim. Adamlar her şeyin her türlü güreşini yapıyorlar) Zorlama yapılan bir türden ilgi beklenemez.
Antalya'daki turnuvaya gelince... Niye Antalya Çamyuva'da yapılıyor anlamış değiliz? FILA'nın seçkin(!) güreşçilerine tatil yaptırmak için galiba. Dilek Sabancı Spor Salonu zaten çok uygun bir yerde değil. Geleneksel ve plaj güreşi turnuvalarına ise çoğunlukla turistler geldi. Turistler için böyle bir turnuva düzenlemeye gerek yoktu, zaten Akdeniz'de otellerde bile yağlı güreş gösterileri yapılıyor. Bari doğru dürüst yerde, düzgün bir tanıtımla yapılsaydı. Grappling, pankreon turnuvaları da yapıldı organizasyonda kimsenin haberi yok. Olsa bile grappling nedir, pankreon nedir kim ne bilsin? Her kategoride 2-3 kişi kendi kendine güreşti durdu.

Şu artık anlaşılmalı ki tüm güreş türlerini aynı çatı altında toplamak imkansızdır. Her güreşin kendi geçmişi, kültürü, sistemi vardır. Böyle komik organizasyonlara gerek yok.
Efkan Bucak - 19 Eylül 2007

3 Eylül 2007 Pazartesi

Yağlı Güreş Federasyonu Lazım!



Sayın başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta içerisinde şampiyon minder güreşçilerini makamında kabul etti. Ajansların geçtiği habere göre sayın başbakanımız yağlı güreşten minder güreşine kayma olmasını istemiş...

Tebessüm ederek okudum bu haberi. Başbakanımız her ne kadar sporu bilen bir insan olsa da haliyle güreş camiasından bayağı uzak. Yoksa tam tersine minderden yağlıya bir kayma olduğunu bilirdi. Zaten mevcut tablo da çayırlardaki pek çok güreşçinin aynı zamanda minderde güreşmesi şeklinde.

Bir dönem karakucak ve yağlı güreşten mindere kayma olmuş. Tabii 50'li 60'lı yıllardan bahsediyoruz. Bu da ancak şöyle olmuş ki; köyünde yağlı güreş yapan delikanlı askere gider, orada yeteneği farkedilip ordunun minder güreşi takımına alınırmış. Sonra da minder güreşi kariyerine devam edermiş.

Şimdi artık zaman değişti. Ne minderci yağlı yapabilir ne de yağlıcı minder... Minderden gelenlerin yağlı güreşi nasıl katlettiklerini hep beraber görüyoruz. Kırkpınar'da güreş değil itişme izliyoruz. Başpehlivan Recep Kara'nın minder performansı da ayrı bir olay. Çin'deki dünya şampiyonasındaki başarısızlığı halen hafızalarda.

Bu nedenle yetenekli pehlivanlar mindere geçmemeli. Siyasi duruşunu beğendiğimiz sayın başbakanımıza bu noktada karşı çıkmak durumundayız. Olay sırf bununla da sınırlı değil gerçi.
Artık yağlı güreş minder güreşinden tamamen ayrılmalı. Minder güreşi olimpiyat ve dünya şampiyonalarında bize madalya kazandırması itibariyle önemli olsa dahi şunu kabul etmek lazım ki öz olarak Türk milletine çok uzak. Yani ortalama bir Türk güreşsever, minder güreşini sadece sonunda uluslar arası bir madalya olacağı için izliyor. Aynı kişi pekala Elvan Abeylegesse'nin 1500 metre koşusunu veya Eşref Apak'ın çekiç atmasını da izleyebilir. Bu nedenle minder güreşinin Türk sporseverleri tarafından kabul gördüğünü söylemek zor. Öyle olsa yerel, hatta uluslar arası minder güreşi turnuvalarını boş tribünler önünde düzenlemezsiniz.

Oysa yağlı güreş gerek ritüelleri ve geleneksel yapısı gerekse sportif ilgi çekiciliğiyle Türk milletinin göz bebeğidir. Hemen hemen her turnuva hınca hınç dolu tribünler önünde yapılır. Böylesine bir sporu, minder güreşinin federasyonuna bağlamak ve minderin arka bahçesi haline getirmeye çalışmak öncelikle atalarımıza saygısızlıktır. 'Başpehlivan Sezgin Yüksel, zamanında katıldığı bir televizyon programında, ''İlk kez bir federasyonumuz olduğunu hissetmiştik'' diyordu, Geleneksel Spor Dalları Federasyonu'na bağlı oldukları zamanlar için. Eh sonra baktılar para kapısı gidiyor yağlı güreş ve karakucak, Minder Güreşi Federasyonu'na bağlandı. Oysaki şalvar güreşi halen geleneksel spor dallarına bağlı! Şu saçmalığı görüyor musunuz?

Dünyanın en harika geleneksel sporuna sahibiz ve kendi elimizle bu sporu mahvetmek için uğraşıyoruz. Yok puanlama güreşiymiş, yok mani yasaklamasıymış... Yağlı güreş, Türkiye Güreş Federasyonu'nun işi değil, Geleneksel Sporlar Federasyonu'nun bile işi olmayabilir.
Yağlı güreş popülarite ve pazar olarak Türkiye'de futbol hariç federasyonu olan tüm sporlardan daha büyüktür. (Futbolla bile yarışabilir bazı konularda). Bu nedenle Yağlı Güreş Federasyonu şarttır. Bu sporumuzun gelişmesi için...

Efkan Bucak - 3 Eylül 2007
efkanbucak@yahoo.com

29 Ağustos 2007 Çarşamba

POWER RANKINGS: Yağlı Güreş 2007



Genelde ABD’deki takım sporlarında yapılan bir şeydir power ranking (güç sıralaması)… Performans üzerine değerlendirme yapılır ve takımlar sıralanır. Biz de başpehlivanlarımızı bir sıraya koyalım dedik.
Bu kesinlikle öznel bir sıralamadır. Gittiğimiz güreşler, izlenimlerimiz ve turnuvalardan gelen sonuçlara göre yapıldı. Sizin kafanızda daha farklı bir sıralama olabilir, saygı duyarız
(Turnuva derken, kıstas aldığımız, en az 20 başpehlivanın katıldığı prestijli turnuvalardır)

1. RECEP KARA: Kırkpınar’ın başpehlivanı bu yılın en formda ismi. Katıldığı çoğu turnuvayı kazandı. Minder güreşine yüklendiği dönemlerde başarılı olamamıştı. Artık o da anladı istikbalin çayırlarda olduğunu.

2. OSMAN AYNUR: Kırkpınar’ı finalde kaybetti ancak Osman yine de en iyilerden. Ancak yağlıdan gelen biri olarak (yaşı da gereği) biraz daha aktif olmalı. Bazı güreşlerde mindercilere ayak uyduruyor.

3. HASAN TUNA: Sezonun en formda isimlerinden. Çok iyi bir tekniği var, mindercilere karşı puan güreşinde çok başarılı. Ancak yaşı gereği puanlamaya kalan güreşlerde yorulup pasif kalabiliyor. Bu yıl Kırkpınar finalinde Recep Kara’ya yenilerek büyük fırsat tepti.

4. GÖKHAN ARICI: Taşçı’nın çırağı gerçekten muazzam bir pehlivan. Bahar aylarında gittiği turnuvalarda boşu yoktu. Kırkpınar’da beklediği başarıyı alamayınca biraz bozulur gibi oldu.

5. EKREM YAVUZ: Sezona çok iyi başladı. Katıldığı çoğu turnuvada da dereceye giriyor. Her zaman listenin üst sıralarında kalacak.

6. SERMEST BULUT: 2007’nin en iyi çıkış yapan pehlivanı. Minderden gelen isimler arasında yağlıya en çok uyum sağlayan pehlivan Sermest. Çoğu turnuvada dereceye giriyor. İlerleyen yıllarda bir Kırkpınar başpehlivanlığı gelebilir.

7. MUSTAFA KEMAL KARABOĞA: Geleceğin Kırkpınar başpehlivan adaylarından. Çok güçlü. Biraz tecrübesizliğinin kurbanı. Eğer küsmeyip çalışırsa 1-2 seneye kimse onu tutamaz.

8. SEZGİN YÜKSEL: Gerçek bir yağlı güreş pehlivanı. Çok güçlü ve en teknik başpehlivanlardan biri. Hapse girip-çıkmasına karşın inatla çalışmalarını sürdürdü. Böyle olunca. İlerleyen yaşına karşın çok başarılı. 2007’nin en iyilerinden.

9. ÜMİT BALTA: Meydanların her zaman en kaliteli ve çekinilen isimlerinden biri. Katılıp da derece yapmadığı turnuva az. Ancak aynı başarıyı Kırkpınar'da gösterememesi en büyük sorunu.

10. RECEP ÇAKIR: Genç başpehlivan bu yıl askerdeydi ve özel izinle güreşti. Buna karşın oldukça iyi sonuçlar elde etti. Askerlik dönüşü, aynen Osman Aynur'un yaptığı gibi Kırpınar başpehlivanlığı alabilir.

11. ŞABAN YILMAZ: 2005’in Kırkpınar Başpehlivanı, bu yıl geçen yılları aratıyor. Bu yıl kendisinden üst düzey bir performans bekliyorduk ancak Recep Kara, Osman Aynur gibi isimlerin gölgesinde kaldı.

12. AHMET TAŞÇI: Zamanında bırakmalıydı. Bu sene çok silikti, önemli turnuvaların hiçbirinde dereceye giremedi. Sadece ismi kaldı. Cumhuriyet döneminin kuşkusuz en önemli pehlivanı ancak şu bir gerçek ki asla bir Kel Aliço değil!

13. KENAN ŞİMŞEK: Meydanların en teknik ve güçlü pehlivanlarından. Stili Ahmet Taşçı’yı andırıyor. Bizce minderden geçip yağlıya en iyi ayak uyduran pehlivan. Ancak nedense bu yıl başarısız gidiyor.

14. MEHMET YILMAZ: Dönem dönem parlasa da artık Cino gençlerle baş edebilecek durumda değil. Yine de ustası Taşçı’dan önce bırakmaya niyetli olduğunu sanmıyoruz.

15. MÜKERREM KIYI: İzmir’in başarılı pehlivanı Mükerrem Kıyı, zaman zaman yaptığı çıkışlarla dikkat çekiyor. Çekinilmesi gereken pehlivanlardan.

16. VEDAT ERGİN: Eski Kırkpınar başpehlivanı için kötü bir sezon. Şu ana kadar pek iç açıcı sonuçlar elde edemedi. Artık o da yaşlandı.

17. ŞÜKRÜ KAZAN: Büyük bir performans düşüklüğü var. Kırkpınar’da ilk turda sakatlanarak elendi ki onu hep çeyrek finalde görmeye alışmıştık.

18. AHMET YAVUZ: 2005'te doping yaptığı için iki yıl ceza alan Ahmet Yavuz'un cezası temmuz ayında bitti. Avrupa'daki güreşlerde başarılar elde etti ancak bunlar elbette ki ölçü değil. Son derece yetenekli bir pehlivan, yakın zamanda tekrar başın iddialı isimlerinden olacak.

19. İRFAN ŞEN: En teknik pehlivanlardan ancak diğerlerine göre zayıf olan cüssesi bazen sorun oluyor. Kırkpınar'da çok istikrarlı, daha hiç üçüncü turdan önce elenmedi (Kızıp çekildiği 2005 yılı hariç). Büyük yerel turnuvalarda da bazen sürpriz çıkışlar yapıyor ancak müzmin ikinci olmaya mahkum.

20. ZİYA ÜNLÜ: Giderek yaşlanıyor. Batı Anadolu’daki bazı turnuvalar hariç pek iyi dereceleri yok. Emeklilik zamanı yaklaşıyor.

21. YÜKSEL KALAY: İyi bir kumaşı var, zaman zaman başarılı sonuçlar da alıyor ancak istikrarsız.

22. HÜSEYİN ŞAHİNAL: Yetenekli ve potansiyelli bir pehlivan. Yerel turnuvalarda başarısı da var. Ancak kendini kabul ettirmesi için büyük ölçekli turnuvalarda da birinci olmalı. Bu sene Kırkpınar’da Ahmet Taşçı’yı zorladı ama yenemedi. Yense önü açılırdı.

23. NAİL KURT: O da artık yaşlanmaya başladı ve eskisi kadar ısırıcı değil.

24. BAYRAM ERTAN: Son iki sene biraz çıkış yaptı gibi ancak bu yıl pek başarısını göremedik.

25. RAMAZAN YARAR: Kırkpınar'da çeyrek finale çıkarak büyük sükse yaptı ancak büyük yerel turnuvalarda fazla başarısı yok.

26. ENVER ERİŞTİ: Zaman Zaman başarılı sonuçlar alsa da üst düzey başarıyı yakalayabilecek gibi görünmüyor.

27. MAHMUT KAVAKÇI: Vasat bir görüntü çiziyor. Zaman zaman Doğu Marmara’da dereceleri var ama o kadar.

28. SALİH DORUM: Başaltı birincisi olarak geldiği baş kategorisinde beklenen çıkışı bir türlü yapamadı. Oysa iyi bir potansiyeli var. Finalde yendiği Hüseyin Şahinal ondan daha iyi durumda.

29. ALİ RIZA KAYA: Yağlı güreş, minder, karakucak, plaj güreşi… Ali Rıza Kaya’yı bu yıl her yerde gördük. Para için güreştiğini söyleyecek kadar da açıksözlü. Çok iyi bir minderci ve karakucakçı. Kırkpınar’da da ikinci tura çıkmasını bildi. Ancak yağlıda çok üst düzey bir başarı elde edemedi.

30. SAVAŞ YILDIRIM: Başpehlivan olup doping yaptığı anlaşıldıktan sonra onun için yağlı güreş kariyeri zihinsel olarak bitmiş görünüyor. Eskisi kadar formda değil.

31. CENGİZ ZENGİN: İri, kilolu bir cüssenin yağlı güreşte çok da işe yaramayacağının bir göstergesi Cengiz Zengin. Gerçi zaman zaman derecelere giriyor ancak yeterince etkili değil.

32. FATİH ATLI: 2006 Başaltı birincisi olduktan sonra ondan büyük beklentiler vardı ancak an itibariyle çok büyük bir etki bırakmış değil.

33. KADİR ERGİN: Başaltından çıktıktan sonra hızlı bir giriş yaptı. Bayağı umut vaat eden bir başpehlivandı lakin son yıllarda düşüşe geçti. Bu yıl da etkili değil.

34. MEHMET SELVİ: Geçtiğimiz yıllara oranla daha başarılı bir grafik çiziyor. Özellikle Antalya taraflarındaki turnuvalarda başarılar elde etti.

35. REŞAT TURGUT: Güçlü bir fiziğe sahip ve agresif bir güreş yapısı var. Ancak sanıyorum kondisyon ve teknik anlamda sorunları var. Böyle olunca başarı da gelmiyor.

36. MURAT GENÇTÜRK: Şampiyon minder güreşçisi, yerel turnuvalarda bazen çıkışlar yapsa da mindere daha fazla ağırlık veriyor.

37. HÜSEYİN İYİCAN: Zaman zaman iyi çıkışlar yaptı ancak yeterli değil.

38. ÖMER ARSLANTAŞ: Eskisi kadar iyi olmasa bile güçlü fiziğinin avantajlarını halen kullanıyor. Ancak başpehlivanlık artık zor.

39. ALİ GÖKÇEN: Baş kategorisinde ikinci yılını yaşıyor ancak halen kendini gösteremedi. Ancak genç ve önünde uzun zaman var.

40. CENGİZ ELBEYE: Geçtiğimiz günlerde yağlı güreşe son noktayı koyan bu büyük pehlivan vasat bir yıl geçirdi.

41. FEVZİ ÇAKIR: Şükrü Kayabaş'ın deyimiyle 'kariyer sahibi' mühendis pehlivan Fevzi Çakır, mühendislikte olduğu kadar çayırda başarılı değil. Fiziği diğer pehlivanlara göre zayıf ve bunun dezavantajını yaşıyor. Genelde ilk turlarda eleniyor.

42. MUSTAFA BAŞDEMİR: Başaltında üçüncü olduktan sonra doping yaptığı belli olmuş ve bu ona süre kaybettirmişti. Şimdi toparlanma sürecinde ancak yeterince iyi değil.

43. NURİ ZENGİN: Antalya'nın vasat pehlivanlarından biri. Önemli bir başarısını göremedik.

44. MURAT AYDOĞDU: Tekniği fena değil, istekli de güreşiyor. Ancak baş kategorisine biraz geç çıkmanın dezavantajlarını yaşıyor kanımızca.

45. AYDIN POLATÇI: Çayırlara ilk geldiğinde muhteşemdi. Sonra mindere döndü. Yağlıya ikinci geçişi aynı başarıda olmadı. Eski formundan çok uzak.

Klasman Dışı Grup (Herhangi bir sonuncu belirlemek istemiyoruz. Geri kalan isimleri siz kendiniz sıraya koyabilirsiniz)

AHMET DOĞU: Başarılı minder kariyerinden sonra biraz da para kazanmak için çayıra geçenlerden. Ancak şu ana dek başarısız.
BEKİR SEÇİM: Yıllar önce başa çıktığında çok zorluk çekti, sonra toparlandı Kırkpınar’da çeyrek final yaptı. Ancak artık ilerleyen yaşıyla beraber iyi sonuç alamaz oldu.
FATİH BAKIR: Şampiyon minder güreşçisi kontenjanından başta güreşiyor ancak an itibariyle başarısız.
FİKRET ERSOY: Son zamanlarda tur atladığına bile şahit olmadık. Kontenjan dolduruyor. Emekliliği yakın.
HASAN GÜNDOĞDU: Yıllardır güreşiyor ancak hiçbir önemli başarısı yok.
HÜSEYİN ÇETİN: Antalya bölgesindeki güreşlerde bir şeyler yapmaya çalışıyor ancak büyük ölçekli turnuvalarda pek şansı yok.
MEHMET ALİ SUSUZ: Baş kategorisine çıktığından bu yana önemli bir başarı elde edemedi. Kariyerinin son demlerinde de kendini sıkmadan yola devam ediyor.
ŞABAN DONAT: Minderlerin ağır sıklet şampiyonu, yıllardır çayırda istediği başarıları elde edemiyor. İlk turu geçtiğini biz daha görmedik.
AHMET KAVAKÇI: Birkaç ufak turnuvadaki derecesi dışında hiçbir önemli başarısı yok. Alışma devresinde.
MEHMET YEŞİL: Şampiyon minder güreşçisi kontenjanından başta güreşiyor. Hiçbir başarısı yok ancak henüz genç.